Ana Sayfa Şiir Ralph Waldo Emerson
Ralph Waldo Emerson Yazdır E-posta
site - Şiir

Ralph Waldo Emerson Sözleri ve Şiirleri

 

  • Ben Alıntıları Sevmem, Bana Senin Ne Bildiğini Söyle.

  • Arkadaşınızın Evinize Sık Sık Gidin, Çünkü Kullanılmayan Yolu Çalılar Bürür.

  • Akıllı Bir Insan Özür Dilemek Zorunda Kalmaz.

  • İyi Arkadaş, Yanında Yükses Sesle Konuşup Düşünebileceğin Insandır.

  • Zengin Bir Kalp Yoksa Servet Çirkin Bir Dilencidir.

  • Öfkeyle Geçen Her Dakikanız, Mutluluğunuzdan Çalınmış 60 Saniyedir.

  • Guzel Bir Kadin, Görenleri Kibarca Çıldırtan Bir Resim Gibidir.

  • Hepimiz Başkalarını Kendi Yüreğimizde Taşıdığımız Biçimde Görürüz.

  • Gördüklerim, Görmediğimin Varlığına Inanmaya Beni Mecbur Ediyor.

  • Hiçbir Şey Büyüklük Kadar Sade Değildir. Çünkü Sade Olmak Birazda Büyük Olmaktır.

  • Hayatta Tek Bir Kişi Bile, Siz Yaşadığınız Için Rahat Nefes Alıyorsa, Siz Başarılı Ve Amacınıza Ulaşmış Bir Insansınız.

  • İyi Tavırlar, Fedakarlıklarla Ortaya Çıkar.

  • Alkışı Sessizce Karşılayan Alkışı Hak Etmiş Demektir.

  • Uygarlığın Gelişmesinde En Büyük Görev, Kadınların Üstündedir…

  • Birine Göre Adaletli Olan Şey, Diğerine Göre Haksızlıktır; Birine Göre Güzel Olan, Diğerine Göre Çirkindir; Birine Göre Bilgelik Olan, Diğerine Göre Çılgınlıktır.

  • Eğitimin Sırrı, Çocuğa Saygıyla Başlar.

  • Yapılırken Heyacan Duyulmayan Işler Başarılamaz.

  • Aile, Kralların Bile Giremediği Bir Kaledir.

  • Halkı Öyle Bir Eğitmeliyiz Ki Gırtlağımıza Sarılmasın.

  • İyi Yapılmış Bir Işin Ödülü, Onu Yapmış Olmaktır.

  • Yolunu Kaybetmiş Birine Yön Sorulmaz.

  • Dikkatsizlik, Pişmanlığın Başlangıcıdır.

  • Davranışlarından Utanıp, Sıkılma; Hayatın Tümü Bir Denemedir.

  • Hepimiz, Değişik Derecelerde Kaynarız.

  • Anlaşılmak Bir Lükstür.

  • Yüksek Bir Amaca Bağlanın.

  • Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır.

  • Kendinizden Başka Kimse Size Barış Getiremez.

  • Yaşam Deneyler Bütünüdür.Ne Kadar Çok Deney Yaparsanız,Sizin Için O Kadar Iyi.

  • Sık Ve Çok Gülmek; Zeki Insanların Saygısını Ve Çocukların Sevgisini, Şefkatini Kazanmak; Dürüst Eleştirilerin Takdirine Layık Olmak Ve Yanlış

  • Arkadaşların Ihanetlerine Katlanabilmek; Güzelliği Takdir Edebilmek, Başkalarındaki “En Iyiyi Bulabilmek”; Sağlıklı Bir Çocuk, Bahçelik Bir Arazi Ya Da

  • Daha Iyi Duruma Getirilmiş Bir Sosyal Durum Yoluyla Bu Dünyayı Olduğundan Biraz Daha Iyi Bırakarak Terk Etmek; Bir Tek Yaşamın Bile Sırf Siz

  • Yaşadınız Diye Daha Rahat Soluk Almış Olduğunu Bilmek… İşte Başarmış Olmak Budur.

 

Dünya-Ruhu

Şükürler olsun ışığına sabahın,
Şükürler olsun köpüren denize,
Yaylalarına New Hampshire’ın,
Yeşil saçlı ormanın cömertliğine;
Şükürler olsun yürekli insanlara,
Erdenliğine kutsal aklın, ve hevesi kırılmayan
Yaşam oyununda gözüpek delikanlılara
Asla ardına bakmayan.

Heybetli otellerin kentleri büyük,
Saray yavrusu zengin konutlarınızın,
Odalarına yuva kurar kötülük,
Altında arduaz çatılarınızın.
Zamanı-ve-uzayı-fetheden buhar gücü,—
Aptallığı alt edemez,—
Ve ışık-hızını-geride-bırakan telgraf
Sinyalinde hiçbir şey getirmez.

Siyaset bayağıdır;
Harfler keyif vermez;
Ve tarihin derinliğine gömülmüştür,
Açık konuşan o ses geri gelmez.
Ticaret ve caddeler tuzağa düşürür bizi,
Vücutlarımız zayıf ve taşıyamaz yorgunluğumuzu;
Kandırıp yozlaştırıyoruz birbirimizi,
Ve yağmalıyoruz henüz doğmamış soyumuzu.

Ama yine de orda biri var salonda oturan
Hâli biraz soylu kılığında,—
Meleğimiz, bir yabancıyı andıran,
Kadınların yalvaran bakışında;
Ya da birden yanıp sönen bir güneş ışını
Camında pencerenin;
Ya da tepeden bakan güzel Müzik
Üzerine yağan ölümlülerin.

O kaçınılmaz sabah
Bulur kilerdekileri;
Ve emin ol ki sevgi-dolu Doğa
Gülümsetecek fabrikadakileri.
Oradaki mor manzaralı bayır,
Oradaki gökyüzü arasında duvarların,
Bağrında saklar harikaları
Kısa aralıkların.

Tüh! bize musallat olan Hayalet
Aldatır arzumuzu gözükara;
Fısıldar kulağımıza görkemli tanrıları,
Ve bizi batırır çamura.
Şifreyi çözemeyiz
Hücremize yazılı o ferman;
Alay eder bizimle yıldızların gizemi
Bizce bir ifadesi olmayan.

Bir tek kahraman bile bilmiş olsaydı onu,
Alev alev kızarırdı yüzü dünyanın;
O Bilge, gizemi çözene kadar,
Asardı kendini darağacına utancın.
Kardeşlerimiz okuyamadı o alınyazısını,
İçlerinden biri bile bulamadı anahtarı;
O gün bugündür avuturuz kendimizi,—
Öykünerek onları.

Durmadan, durmadan bastırır sır;
Yaklaşan bulutlar aşağı sarkar;
Tutuşturur züppeliklerini kentin
Koyu kırmızı sabahlar.
Aylak dünya olsun olmasın,
Yıldızlar çalar sonsuz zilleri;
Kendi isteğiyle parlar güneş,
Ve paylaşır getirdiği sevinçleri.

Nedir peki Ticaret’in ektiği kentlere
Dağılan deniz kabukları gibi kıyı boyunun,
Kaplayan kentler engin bozkırı
Üzerinden geçen demir yolunun?—
Uçan köpük-çanlarından başka nedir ki
Akışına Düşünce’nin olduğu neden,
Alırlar şekillerini ve güneşin rengini
O düşleri gönderenden.

Asla dönek değildir Felek
Asla bırakmaz dümeni insanlara;
Şimşek çakan düşüncesi, damarlarla saklı,
Yayılır üç boyutlu alanlara.
Oturan Şeytan sabrıdır,
Güllerle ve bir kefenle;
Yolunu bilir, armağanlar dağıtır,—
Ama bize vermez, gider payımıza düşenle.

Ne iriyarı biridir o, ne ufak tefek biri,
Hiç naibi yoktur onun,—
Öyle-bir-aşk-ki-kusursuz,—
Dehası baba oğlun.
Ve önüne geçilemez onun iradesinin;
Karaların ve denizlerin tohumları
Atomlarıdır parlak gövdesinin,
Ki yerine getirilir buyrukları.

Hizmetçiye hizmet eder,
Var gücüyle sever cesuru;
Topallığı hastalığı öldürür,
Geri gelir doğruluk arı duru;
Tanrılar memnun olur tanrılardan,
Ve zayıfı bir kenara atar;
Hayırlarını hor görenlere
Kollarını hızla daha fazla açar.

Eski dünya çoraklaştığında
Ve eskidiğinde çağlar o çıkaracak,
Enkazın ve çöküntülerin içinden
Daha adil ve tam bir dünya kuracak.
Onca yasaklanır ümitsizlik;
Yanaklarını sevinç kaplar;
Ve insanlık adına umulmadık iyilik
Bir çırpıda doğar.

İlkyaz yine çiçek açacak düşüncede
Altmış yıl dile kolay söylendiği zaman;
Aşk yeniden uyanır çarpan bu kalpte,
Ve biz değil miyiz asla yaşlanmayan?
Buzulları üzerinde kışın
Yaz parlaklığı görüyorum,
Ve geniş kar yığınlarının altında
Taze gül goncaları var biliyorum.

Türkçesi: Volkan Hacıoğlu

 

 Doğa’nın Şarkısı

Benden sorulur geceler ve sabahlar,
Neşeli güneş, kambur kamer,
Hava boşlukları, körfezi mesafelerin,
Haddi hesabı olmayan günler.

Saklanırım ihtişamında güneşin,
Çınlayan ezgiler içre sessiz dilim,
Uzanırım sular seller üzre,
Uykumsıra artar kuvvetim.

Hiçbir sayı çetelemi tutamaz,
Hiçbir kabile ele geçiremez hanedanımı,
Otururum önünde Hayat Pınarı’nın
Ve dökerim sessiz sedasız tufanımı;

Ve hep zarif adımlarla
Asırlar boyu toplarım,
Nesilden nesile ender çiçekleri
Eksiksiz çelengime takarım.

Ve ardından sayısız yazların
Olgunlaşır bahçemdeki çiçeklik
Ve yıldızların şifalı ışığından
Yayılır en güçlü güzellik.

Yazdım fermanımı eskiden,
Taşın ve ateşin doğasını,
Kömür madenlerini,
Mercan adalarını.

Çalarak uydulardan ve gezegenlerden
Çekip çıkardım kırık yıldızları ayı,
Geçip gitmiş bütün o şeylerden
Yeniden kurdum dünyayı.

Ne zaman ki başladı karnavalı tanrıların
Takarak yıldız ve çiçek süslerini,
Cinler ve sürüngenler halinde
Sarıp sarmaladılar aşırı güçlerini.

Zaman ve Fikir’di mimarlarım
Sağlam temeller attılar,
Denizi kaynatıp kumu
Granitle ve kireçle kardılar.

Ama o harika çocuk—insan,
Bu arada ner’de oyalanıp durdu?
Müjdelerken onu gökkuşağı,
Gülümsemesi günbatımında parlıyordu.

Kuzey ışıklarım atlar yukarılara,
Gezegenlerim dosdoğru döner durur,
Ama o çocuk—insan doğmadı daha,
O ki hepsinin doruğudur.

Sonsuza dek dönmek zorunda mı bu devran?
Asla uyumayacak mı batıda rüzgârlarım?
Asla durmayacak mı günün birinde bir an,
Güneşi ve uyduları döndüren çarklarım?

Bu ne kadar çok giyinip soyunma,
Bıktım usandım kar kaftanımdan,
Ve ne kadar ağır dağılır gökkuşağı,
Bıktım yapraklarımdan, çağlayanlarımdan;

Yoruldum dünyalardan ve türlerden,
Ne kadar çok uzadı bu oyun partisi;
Onsuz neye yarar görkemi yaz’ın,
Neye yarar kış’ın donmuş gölgesi?

Yaratıklarımla ben onun için,
Doğum sancısı çektik ve bekledik;
Filolar halinde geldi habercileri,
Ama henüz ufukta onu görmedik.

İki kez kalıba döktüm bir şekli
Ve elimi üç kez açtım,
Birinden günü, birinden geceyi,
Birinden tuzlu deniz kumunu çıkarttım.

Bir kez Judea’da bir yemlikte,
Ve bir kez Nil’in döküldüğü yerde,
Bir kez Avon nehri kıyısında,
Ve bir kez de Akademe’de.

Krallar ve kurtarıcılar yarattım
Ve egemen kıldım krallar üzre ozanları,
Ama kısa sürdü büyülü etkisi yıldızların
Tamamlayamadım canlıları.

Dönsün yine ateşli çarklar bir kez daha,
Ve karıştırsın kazanı yeniden;
Kaynasın, Kader! antik elementler,
Sıcak, soğuk, ıslak, kuru, barış, acı hep birden.

Savaşlar, ticaret, inançlar, şarkılar birbirine karışsın
Nesilden nesile durmadan olgunlaşarak,
Bütün iklimlerin ve sayısız günlerin içinde
Güneşin kavurduğu dünya bir insan doğuracak.

Ne bir ışık karardı, ne aşındı bir atom parçası,
Eskisi gibi gücüm kuvvetim yerindedir,
Ve dikenler arasında açan taze gül goncası
Gökleri çiyler içre eritmektedir.

Türkçesi: Volkan Hacıoğlu

 

 

Hermione

Bir tepeye uzandı bir Arap

Ve yaktı hasret türküsünü,
Dilinden inciler döküldü:
Bir tek yaz kuşu
Kederini duydu,
Öyle bir iç çekti ki derinden
Kırlangıçlar havalandı yerden.

‘Söylendiği gibi içi dışı bir değilse
Güzellik güzel değildir gözümde,
Dehanın saltanat asası güneşsiz aysız
Zirveye çıkar kendi çevresinde.
Kendinde öyle bir topladı ki Hermione
Toprağın ve denizin parlaklığını,
Vadiler, adalar, bulutlar, ağaçlar
Andırdı duruşunu, adımlarını.

Ne ufak tefek takılar isterim,
Ne saç lüleleri tutam tutam,
Kesip alınmış o güzel başından,
Bu sabah hor göremez
Dağlar ve sisli ovalar
Devasa portresini onun.
Hepsi onu müjdeler,
Onun kılığına girer,
Hanendeleri şanının,
Hepsinin esin perisi o kadın.

‘Daha yükseğe sevgili kırlangıçlar! Ne dediğime aldırmayın
Ah! bakmadan ne kadar güçlü olduğuna zayıfların
Söyleyin, hepsi bu kadar mı?
Ne derseniz inanırım,
Sizi o Suriyeli sanırım.

‘Her biri birbirine sıkıca geçen
Onun soyundanım ben,
Eski Basra’nın okullarında eğitim gören bendim,
Bir münzevi gibi kasvetli kitaplar üstüne ant içtim,
Mutlu bir damat olmak için ne zor bir durum!
Ama bir dokunuşunla kurtuldum.
Fırlattığında meteor bakışlarını,
Dünyevi kaderden bahsettik,
Her boyutunu ölçtük biçtik.

‘Eskiden ayrıydım sizden,
Artık aranızdayım ben,
Sürüden ayrılan koyun uzak bir mesafeden
Nasıl fark edilirse bir seyyah tarafından
Bir kapı gibi dağın yüreğine açılan,
Öyle çıkardın taşocağından kayaları
Ve açtın önümdeki sarp yolları.

‘Şimdi dolaşır tuhaf bir âlemde,
Aldanmış ve lanetli bir halde,
Beni teselli eder benim soyumdan gelen,
Kan kardeşimdir güney rüzgârı,
Mis kokulu korulardan geçerek gelir,
Sıcak iklimlerden çeşni getirir,
Ve parıltılı her açıklık,
Kuytu bir alacakaranlık,
Açığa çıkarır şeklini.
Orman yolundan saptı,
Gün geldi meydana çıktı.
Otururken kıyısında akarsuyun
Ve seyrederken solduğunu günışığının
Geçiverdi içinden dalgaların.

‘Nehirler, güller, yalçın kayalar, kuşlar,
Ayaz, güneş ve kadim gece
İsterim ki bana el versin,
Ve avuntular vaat etsin.
“Cesaret! biz müttefikiniz,
Hep sende aklımız fikrimiz,—
Zinciri türlerin,
Uzak silsilelerin;
Senin yaptığını yapmalı o,
İradesi üzre var olmalı o,
Rüzgârlarla, akarsularla,
Güneşli şenlikleriyle sonbaharın,
Ezgilerle, ve düşüncesiyle ezgilerin
Sarmaş dolaş bir halde
Kavuşacaksınız birbirinize.
Takip etme hiç uçup giden ayak izlerini,
Çıkar karşına bir gün o gösterir kendini.

Türkçesi: Volkan Hacıoğlu

 

ÖZÜR

Düşünmeyin kaba, zalim olduğumu da
Yalnız yürüdüğümden vadilerde ve koruda
Ormanın tanrısına gidiyorum
Sözlerini alıp getirmeye insanlara

Tembelliğime yormayın bakıp da
Kollarımı büküp oturmama, çay kenarında
Gökyüzünde yüzen her bulut
Bir mektup olur kitabımda

İşgüzarlar zümresi, azarlamayın beni
Görüp de, getirdiğim aylak çiçekleri
Elimdeki her yıldız çiçeğinin
Evine giderken düşüncelerdir yükleri

Hiç var olmadı aslında gizem
Lakin budur, ancak çiçeklerde gösterilen
Tarihin gizi de olmadı asla
Kuşlardır bahçe köşklerinde dillendiren

Senin tarlanda ilk hasat derlenir
Eve doğru öküzler güçlenir
Ve ikinci mahsül gelir de
Bir şarkıdan devşirdiğimi verir

EN İYİSİ SEN OL !

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,

Vadide bir çalı ol.
Ama, Dere kenarındaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir avuç ot ol.
Bir yola neşe ver.
Bir nilüfer olamazsan bir saz ol.
Ama,Gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya da mecburuz.
Burada hepimiz için birer iş var.
Cadde olamazsan, sokak ol.
Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir
Her ne isen onun en iyisi sen ol…

Ralph Waldo Emerson

 

ÜNLÜ KARİKATÜRLER

Biraz eğlenmek ve güzel gülümseyişler için 

hemen tıklayın.

YÖNETİCİYE MESAJ

Mail göndermek için tıklayın.