Ana Sayfa Genel Beste Türkülere Bir Yenisi Daha Eklendi - Zeytinyağlı Yiyemem /Basmada Fistan Giyemem
Beste Türkülere Bir Yenisi Daha Eklendi - Zeytinyağlı Yiyemem /Basmada Fistan Giyemem Yazdır E-posta
site - Genel

BESTE TÜRKÜLERE BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ  
ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM / BASMADA FİSTAN GİYEMEM



Dr. Halil ATILGAN


Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş. Onlar bize, biz onlara sevdalanmışız. Geçit vermez dağları onlarla aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, çiçekten çiçeğe konmuş, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten günümüze varlığını korumuş. Onun için türküler yakılmış toprak üstüne, aşk üstüne, sevda üstüne. Her konu onlarla dile gelmiş. Keremin Aslı’sı, Karacaoğlan’ın yavuklusu onların sayesinde dal budak salmış. O kadar geniş bir alana yayılmış ki: Âşığın sevdası, Yörük kızının gaydası, Erciyes’in yaylası, bülbülün kanadının sarısı bile onlarla dile gelmiş. Acıyı, sevinci, kederi, aşkı, gurbeti bağrına basmış. Türk insanının duygu ve düşüncesinin dile gelme aracı olmuş.

Neleri barındırmamış ki bünyesinde: Karadeniz’in hamsisi, Sis Dağının dumanı, Kızılırmak, Aras ve Fırat nehri türkülerle ününe ün katmış. Dertlilerin yoldaşı, âşıkların sırdaşı olmuş. Çobanın kavalı, obanın yaylaya göçü, tülü mayanın inleyişi, Gelin Ayşe’nin suya gidişi onlarla dile gelmiş, Toroslar’daki pınar, kayada kekliğin sekişi, bir sekiye çıkıp delicesine öten turaç türkülerimizin nağmeleriyle bize ulaşmış. Âşık, bölük bölük giden turnalarla sevdiğine haber salmış. Kırım, Kerkük, Estergon, Eğri Kalesi, Yemen, Bağdat türkülerle ününe ün katmış. Onun için türkülerimiz bizi anlatan, derinliklerinde kendimizi bulduğumuz ömür bohçası, milletimizin de gönül bahçesinin gülleri olmuş.

Onlar kaynağından çıktığı gibi kalmamış. Halkın dilinde ve telinde nakış nakış işlenerek, özümlenerek, yorumlanarak yeni boyutlar kazanmış, çeşitli değişikliklere uğrayarak ferdiliklerini kaybetmiş. Folklorik oluşum dediğimiz süzgeçten geçerek derleyiciler vasıtasıyla da bize ulaşmış. Folklorik oluşum dil ve tel aracılığıyla gerçekleşmiş. İşte bu özellik türküleri ferdi olmaktan çıkarmış, anonim olmasını sağlamış. Anonimlik ilkesi de türkülerimizin vazgeçilmez bir özelliği olmuş. Bu özellik geçmişten günümüze kadar da varlığını korumuş, hâlâ da korumaktadır. Onun için türkülere gönül verenler türkü tarifini yaparken anonim olma özelliğini baz alır, tarifini de buna göre yapar. Şimdi bu değerlendirmelere göre türkü tanımlarına ve halk müziğinin özelliklerine bir göz atalım:

Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisinin 6. cildinin 1482 sayfasında merhum Nida Tüfekçi’nin hazırlamış olduğu bölümde halk müziğinin özellikleri şu şekilde sıralanmış:

1.    Sahibinin bilinmemesi.
2.    Halk tarafından benimsenip onun ifadesine bürünmüş olması.
3.    Kulaktan kulağa verilmek suretiyle hayatını sürdürmesi.
4.    Gelenek haline gelmesi.
5.    Zaman içerisinde derin bir geçmişe sahip olması.
6.    Halkın ortak malı olması.
7.    Mekân içinde yaygın olması.
8.    Yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde barındırması.
9.    İddiasız olması.
10.    Kişisel yapım olmaması / Yani beste olmaması.

Bu tespitler Merhum Nida Tüfekçi’ye göre anonim olan türkülerimizin kıstasları. Açıklamaya göre bir ezginin türkü olabilmesi için yukarıda belirtilen özelliklere sahip olması gerek. Aksi takdirde türkü olarak kabul edilmeyecek.

1985 yılında Senem Matbaası tarafından yayımlanan 4 ciltlik müzik ansiklopedisinde halk müziğini: ( 2. cilt, s. 577 ) “Toplumların bütün boyutlarıyla hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumların kültürlerini yansıtan sözlü ve sözsüz ezgiler” diye tarif ediyor. Sonra da konuyla ilgili düşünürlerin görüşlerine yer veriyor.

“Hügo Riemann halk müziğini üçe ayırıyor.

1.    Ezgisi ve sözleri kimin tarafından yapıldığı belli olmayanlar
2.    Birçok neden ve Saiklerle halk tarafından benimsenmiş halk şarkısı ifadesi taşıyanlar.
3.    Melodik ve armonik bünyesi kolayca anlaşılan ve popüler bir eda taşıyan ezgiler.

Monser’e göre: halkın ortak malı olan şarkı ve melodiler halk türküsüdür. Fransız Michelle Brenne halk türküsünü halk tarafından benimsenen kulaktan kulağa verilmek suretiyle yayılan ezgiler olarak tanımlar. İngiliz Prat: köylü arasından çıkıp gelenek haline gelen ezgiler halk türküsüdür demektedir. İngiliz Bireniers halkın ortak malı olan, en basit düz ve yalın şarkılardır yapanı belli değildir tanımını kullanır. Halk müziğinin en belirgin niteliği anonim olmasıdır. Bu ürünlerin söyleyeni bilinmediği için halkın ortak malı olarak kalmıştır. Ve folklor değeri ağır basar. Dolayısıyla halk müziği müzik bilimcilerinin araştırma alanında olduğu ölçüde folklorcularının da araştırma alanı içine girer” denilmektedir.

Görülüyor ki: Türkü tariflerinin tümünde yapımcısı / yakıcısı – bestecisinin belli olmaması önemli ortak özellik olarak değerlendiriliyor. Bu özelliği haiz olmayanlar türkü olarak kabul edilmiyor. Bu düşüncenin uygulamaya konulması TRT ile başlamış. Kültür Banaklığının yapacağı arşiv-repertuvar çalışmasını TRT yapmış. Derlenen türkülerin ses kayıtlarını, notalarını yayımlayarak beş bine yakın bir repertuvar oluşturmuş, zaman içinde TRT’ye mensup sanatçılar da bu türküleri çalmış okumuş. TRT’de derlenen türkü notalarının ressam marifetiyle yazılması, çoğaltılması, radyolara gönderilmesi 1972 yılında başlamış, 1982 yılında da TRT repertuvar kurulu oluşturulmuştur. Kurul oluşturulduktan sonra derlenen Oyun Havaları– Uzun Havalar – Kırık Havalar TRT Müzik Dairesi Başkanlığı Halk Müziği Şube Müdürlüğüne gönderilerek değerlendirilmesi sağlanmış, kuruldan geçen ezgilere repertuvar numarası verilerek arşivlenmiştir. Bu uygulama vasıtasıyla TRT de müthiş bir halk ezgileri repertuvarı oluşturulmuş. Maalesef ülkemizde onun dışında başka kapsamlı bir çalışma yapılmamış. TRT, Kültür Bakanlığının yapacağı çalışmayı yapmış. Bu çalışma sayesinde de beş bine yakın halk ezgisinin notası yazılarak arşivlenmiş. İlk ve tek arşiv olma özelliğini geçmişten günümüze korumuş ve de korumaya devam etmemektedir.  

Bu kurul şimdi de TRT müzik dairesi başkanlığı bünyesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bildiğim kadar beş kişilik bir kurul gelen türküleri değerlendiriyor. Başka türkülere benzemiyorsa, türkü formu özelliklerine uyuyorsa, beste değilse repertuvar kurulundan geçiyor ve arşivleniyor. Türkü, bahsettiğimiz kurallara uymuyor ise repertuvar kurulundan geri dönüyor, yayımlanamaz ibaresi konularak arşive alınmıyor. Gönderilen türkülerin beste olup olmadığına repertuvar kurulu karar veriyor. TRT marifetiyle konulan bu uygulama bir takım aldatmacayı da beraberinde getiriyor. Beste olan türkü kişiler tarafından anonimmiş gibi repertuvar kuruluna sunuluyor. Kurul beste olduğunu tespit ederse geri çeviriyor. Edemez ise anonim türküler sınıfına dâhil edilerek arşivleniyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi türkülerde şimdiye kadar hep anonim olma özelliği aranmış, beste türküler dikkate alınmamış. Çeşitli zamanlarda TRT repertuvarına giren Azeri ezgiler anonim olarak değerlendirilmiş, derlenmiş, bestecisi belli olanlar bile TRT vasıtasıyla anonim olma özelliğine kavuşmuştur. Bu uygulama yanlıştır. Yanlış olduğu kadar da gülünçtür. İşte bu uygulama sonunda ortaya çıkan gülünç durumu Sn. Salih Turhan'ın tespitlerinden aktaralım:

"Bahçalarda barım var türküsü derleme şartlarına göre yanlış kategoriye tabi tutulmuştur. O günkü uygulamaya göre beste türküler kabul görmediği için Sn. Erkan Sürmen (TRT Ankara Radyosu THM sanatçısı – emekli) haklı gerekçeyle kılıf uydurup, Elazığlı Fatih Kısaparmak'ı kaynak kişi gösterip ezginin özelliğinden dolayı adı geçen türküyü Iğdır repertuvarına dâhil ve tescil ettirmiştir. Dahası türkü ödüle layık görülmüş, (Yılın türküsü seçilmiş) Fatih Kısaparmak'ta bu zaaf karşısında bıyık altından gülerek ödülünü almıştır." Görülüyor ki: Fatih Kısaparmak'ın bestelediği türkünün bestecisi kaynak kişi, yöresi de Iğdır gösterilerek repertuvar kurulundan geçiyor. (TRT, THM No: 2579) Böylece bestede anonim türküler kervanına katılıyor. Sonra yılın türküsü seçiliyor. Bestecisi ödül alıyor. Sonuçta ortaya affedilmeyecek hatalar çıkıyor. Eğer beste türküler ayrı bir kategoride değerlendirilseydi bu yanlışlık olmayacak, aldatmaca yaşanmayacaktı.

Şimdi bazı beste olan Azeri türkülerin ülkemiz sınırları içerisinde derlenerek
anonim bir kimlik kazandığını, konuyla ilgili tespitlerimizi sıralayarak ilgililerin dikkatine sunalım. Dileriz ki ilgililer tespitlerimiz doğrultusunda hareket eder, şimdiye kadar yapılan yanlışların tekrar etmemesi hususunda azami gayreti gösterir. Eğer göstermezlerse aldatmaca sonsuza kadar sürer. Dileğimiz bu aldatmacaya en kısa zamanda dur denilmesidir.

Azeri türkülerin ülkemize girişi cumhuriyet dönemiyle başlar. 50’li 60’lı yıllardan sonra artarak günümüze ulaşır. Günümüze kadar ulaşan Azeri ezgiler içinde anonimleri olduğu gibi beste olanları da vardır. Azerbaycan'da bestecilik 1930’lu yıllardan beri süregelmektedir. Belki de ülke halk musikisini güzel kılan özelliklerden biri de bestecilik müessesesinin bize göre çok erken başlamış olmasıdır. Çok erken başlayan bu olgu hem musiki kalitesini, hem de söz kalitesini oldukça yüksek tutmuş,  kaliteyi yakalamakta besteler önemli bir rol oynamıştır. Şimdi çeşitli zamanlarda Anadolu’ya giren, değişik zamanlarda derlenerek anonimleşen, sonra da bize ulaşan beste Azeri ezgilerden birkaç örnek sunalım…

1. Örnek    : Bulak üste duran güzel
Yöresi     : Azerbaycan / Kaynak kişi: Bülbül Mehmetoğlu
Derleyen     : Can Etili  / Derleme tarihi: -            
Notalayan    : Can Etili / Repertuvar No: 1947

Bu türkü Sn. Can Etili tarafından derlenmiş, yukarıdaki detay bilgilerle TRT kayıtlarına geçmiştir. TRT kayıtlarındaki sözler Âşık Elesker'e aittir. Bizim tespit ettiğimiz yazılı kaynaklarda ezginin söz ve müziği Âşık Gurban Sadıkov’dur.  

2. Örnek    : Dost bağında açılıp gül
Yöresi     : Iğdır / Kaynak kişi: Yusuf Yıldırım K.Çiftçi, N. Ergin
Derleyen     : Neriman Tüfekçi / Repertuvar Sıra No: 1758

Bu türküde Azeri türkülerin usta yorumcusu Sn. Neriman Tüfekçi tarafından derlenmiş ve notaya alınmıştır. TRT kayıtlarında yukarıdaki detay bilgilerle kayıtlara geçen türkü Azerbaycanlı besteci Reşit Şefeg'indir.

Halk müziği repertuvarımıza Kerkük'ten de türküler girmiş, maalesef girenlerden birkaçı, bestecisinin belli olmasına rağmen Azeri türküler gibi onlar da anonim türküler kervanına katılmıştır. İşte örnekleri:

3.Örnek     : Mektup yazdım yâre almadı
Yöresi     : Kerkük / Kaynak kişi: İbrahim Terzi
Derleyen    : Banttan yazıldı / Derleme tarihi : -
Notalayan     : Azize Gürses / Repertuvar Sıra No: 3414

Bu türkünün söz ve müziği Kerküklü yöre sanatçılarından Hüseyin Tuzlu'ya ait olmasına rağmen yukarıdaki detay bilgilerle TRT repertuvar kayıtlarına geçmiştir.

4. Örnek         : Esmerim güzel esmer
Yöresi         : Kerkük  /Kaynak kişi: Abdurrahman Kızılay
Derleyen         : Ali Canlı / Derleme tarihi
Notalayan         : Ali Canlı / Repertuvar Sıra No: 3143

Yukarıdaki detay bilgilerle derlenen, sonra da TRT repertuvarına girerek anonimleşen bu türkünün sözleri Mehmet İzzet Hattat'a, bestesi ise Kerküklü sanatçı merhum Abdurrahman Kızılay'a aittir. Kısaca söz yazarı, bestecisi bellidir. Türkü yukarıda sıraladığımız kıstaslara uymadığı halde anonim gibi gösterilerek repertuvara girmiştir. TRT repertuvarı incelendiğinde beste olduğu halde anonimmiş gibi gösterilerek repertuvardan geçen hayli türkü karşımıza çıkacaktır. İşte onlardan bir de: Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem dizeleriyle başlayan ünlü Bursa türküsüdür. Türkünün sözleri aşağıdaki gibidir.

(I)
Zeytinyağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Bağlantı
Kaldım Domaniç  dağlarında
Sevgili yârim nerelerde
(II)
Kara üzüm asması
Yeşil olur yazması
Ben yârimden ayrılmam
Kara yazı yazması
Bağlantı
(III)
Asmadan üzüm aldım
Sapını uzun aldım.
Verin benim yârimi
Annemden izin aldım
Bağlantı

Doğrusu bu türküyü duyduğum günden beri hep düşündüm. Zihnimde sorular cirit attı. Beni çok rahatsız eden soru: Halkımızın yaşama mücadelesinin dile ve tele yansımasını sağlayan türkülerimiz nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyebilirdi.  Diyemezdi… Çünkü: Zeytin ve fistanının ham maddesi pamuk, halkımızın yaşama mücadelesinde öne çıkan önemli iki unsur. Bu iki unsur Anadolu halkının geçim kaynağı. Çukurova’da pamuk, Ege ve Marmara’da özellikle Bursa – Gemlik – Gaziantep ve Nizip zeytiniyle ünlü yerleşim birimleri.  Çukurova denince pamuk, Bursa, Gemlik, Nizip denince akla zeytin gelir.  O zaman bu halk nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” der. Demesine demez. “Devlet malı deniz  / Yemeyen domuz. Pire itte, bit yiğitte bulunur” sözünü de demez. Pekiyi bunları kim der?  Seni yok etmek isteyen güçler, sömürmek isteyen, varlığından rahatsız olanlar der. Altıncı kol faaliyeti dediğimiz güçler der. Kısacası: Ham meyveyi kopardılar dalından diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyemez. Böyle bir türkü yakmak, bestelemek bindiği dalı kesmek demektir.  Halk yiyeceğini, ne alıp ne satacağını iyi bilir. Yediğini içtiğini türkülerle de dile getirir. Süt içitim dilim yandı / Kara erik çağala / Ye ki yaran sağala diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” demez. Diyemez. Demeyeceğine göre birileri dedi. O halde kim dedi. Ya da dedirttirdi? Nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Kim besteledi? Ya da bestelettirildi? En ünlü türküler arasında yerini aldı.

Cevap: Kadim dostumuz Amerika. Gülmeyin… Sakın ha… Nasıl olur da demeyin? İşte cevabı…  

Yıllardır dinlediğimiz türkü: Amerika tarafından sipariş verilerek bestelettirilmiş. Bende bir dostumun gönderdiği ileti sayesinde öğrendim. Gelen iletiyi okuyunca başıma bir bomba düştü. Günlerce düşünsem aklıma gelmezdi. Hayret ettim. Okuduğuma inanamadım.  Amerika’nın, Türkler zeytinyağı yemesin / Basma fistan giymesin diye türkü bestelettireceği şeytanımın bile aklına gelmezdi. Ama Amerika’nın aklına gelmiş. Art niyetle bestelettirilen türkü anonimmiş gibi repertuvar kurulundan geçerek, ülkemizin en ünlü türküleri arasında yerini almış, yıllardır da çalınıp söyleniyor. Allah Allah… Allah Allah…  

Diyeceksiniz ki “Amerika türkülerimize de mi el altı.” Maalesef el atmış. Şimdi dostumdan gelen iletiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İleti “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmada fistan giyemem aman” diye başlıyor ve devam ediyor:

“Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan'dan  Muzaffer Sarısözen derlemiş. THM Repertuvar Sıra No: 1133.’tür. Şimdi türkü ile ilgili Prof. Dr. Kenan Demirkol’un tespitlerine bakalım.”

‘Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD'den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye'nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.  (Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966).  Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.

Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.  Türk insanı zeytinyağından soğutulur ve mısırözü yağı ile margarine alıştırılır . Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz.  Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir. Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmadan fistan giyemem aman...” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır. Katı yağa / Margarine mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar da plastik giysilerle tanıştırılır’ diyerek türkünün nasıl ortaya çıktığını, Amerika’nın şahsi menfaatleri için türkü bestelettiği gerçeğini ortaya koyuyor. (Prof. Dr. Kenan Demirkol’a ait yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaştım.) Bugün ise gelinen noktada, Amerika'nın ülkemizdeki emperyal amaçlarını gerçekleştirmesi için türkü sipariş etmesine gerek
var mıdır  ?” sorusuyla Uzman İnşaat Mühendisi Nizamettin Biber yazısını bitiriyor.  

Yazıyı okuduktan sonra yüzlerinizde ki hayret ifadesini görür, olamaz dediğinizi duyar gibiyim. “Olmadık yok da duyulmadık çok” diye bir tabiri vardır Çukurova’nın. Bu da onlardan biri.  Amerika şahsi menfaati için binlerce kilometrede öteden gelecek, türkü bestelettirecek, benim insanımın duygularını sömürecek.  Hem de Bursa da. Gemlik’te… Zeytinin en çok yetiştiği yerde ünlenen türkü dalga daga Anadolu’ya yayılacak ve en ünlü türküler arasında yerini alacak.  Sonra yöre insanı türküye bir de hikâye yazacak… Vay benim ülkem vay…

Türkünün hikâyesi:

“Zeytinyağlı yiyemem diğer adıyla: Gelin Nazlanması olarak da bilinen bu halk türküsü isminden de anlaşılacağı üzere bir gelinin nazlanmasını anlatır. Hangi köy ya da beldede geçtiği ve şahıslar bilinememekle birlikte bursa yöresine ait olduğu bilinen türkü zengin iyi yerlerde yetişmiş okumuş bir genç kızın dağ yöresinde bir köye gelin olarak verilmesiyle başlar. Gelin kız yaşamaya başladığı yeni çevreye ve insanlara uyum sağlayamaz. Onlar gibi basmadan elbiseler giyemeyeceğini damak tadının onların yemeklerine uymadığını böyle bir yere gelin gittiği için yaptığı çeyizlerin boşa olduğunu söyler.  Duman içi dağlarda yalnız kaldım diyerek eski yaşantısına duyduğu hasreti dile getirir. Evlendiği insanın kendisine uygun olmadığını söyleyerek ona efendim diyemeyeceğini, hakir görerek dengi biri olmadığını söyler. Kendine uygun bir eş isteyerek verin bana yârimi (bana uygun olan insanı) annemden izin aldım diyerek söylenir.  Türkünün diğer bir kısmında ise yaşadığı yerin özelliklerini anlatarak kara üzüm bağlarının olduğunu ve insanların yeşil yazmalar taktığını söyler. Fakat her nakaratta da kaldım duman içi dağlarda sevgili yârim nerelerde diye üzüntüsünü de dile getirir  diyerek hikâye bitiyor .  Böylece Amerika’nın sipariş vererek bestelettiği türkü uydurulan bir hikâye ile yeni bir kimlik kazanarak hikâyeli türküler arasına katılıyor . Beste olduğu halde repertuvar kurulundan geçiyor. Bizlere ulaşıyor, ünlü türkülerimiz arasında yerini alıyor. Bu gerçek… Ama çok acı bir gerçek.

İşte ben bu gerçeğin sırrına yeni vakıf oldum. Türk halkının “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” demediğini yıllardan sonra öğrendim. Beynimdeki sorular netleşti. Bu işte bir “Ali Cengiz oyunu “ var demiştim. Düşüncem gerçek oldu. Sorun çözümlendi.  Ama ben buna rağmen işin peşini bırakmadım. İnternet ortamında ne var ne yok diye türkünün adını yazarak Google girdim. Türküyle ilgili tespitlerimin doğru olduğunu, benden önce konuya vakıf olan kişilerin kadim dostumuz Amerika’yı bu meseleden ötürü kınadıklarına tanık oldum.  Konuyla ilgili yazıları ibretle okudum. Gücün nelere kadir olduğunun bir kez daha farkına vardım. Sonra… Sonra türkünün TRT sanatçılarının dışında kimler tarafından okuduğunu tespit ettim. Candan Erçetin , Zara, Tülin Karataş, Deniz Toprak, Kubat, Vildan Turan, Dilek Karadağ karşımıza çıkan ilk sanatçılar oldu. Bunları araştırırken türkünün Yunan Sanatçılar tarafından da okunduğunu gördüm . Müzik aynı, dil farklı. Araştırmaya devam ettim. Yunun alfabesiyle yazılmış sözler karşıma çıktı.  Sözler aşağıdaki gibi:

Artist: Glikeria
Language: Grek
Giati thes na figeis"  lyrics:

Γιατί θες να φύγεις, που θα πας
αφού σ'αγαπώ και μ'αγαπάς
Γρήγορα θα πληγωθείς
θα γυρίσεις μα δεν θα με βρεις.

Γιατί θες για πάντα να με χάσεις
και πικρά πολύ πικρά να κλάψεις.
Θα πονάς για μένα θα πονάς
μές'το κλάμα θα μ'αναζητάς
Τη κάλη μου τη ψυχή
θα θυμάσαι βράδι και πρωϊ

Yunan Alfabesini Google vasıtasıyla Türkçeye tercüme ettirdim. Sözler hiç zeytinden - zeytinyağından bahsetmiyor. Yunanca: (Γιατί Θες Να Φύγεις (Γιατι Θες Να Φυγεις) başlığın Türkçesi: Gitmek istiyorum çünkü / Neden ayrılmak istiyorsun. Diğer sözlerin tercümesi ise aşağıdaki gibi.

Sanatçı: Glikeria
Dil: Greek

"Giati thes na figeis" lyrics:

Neden gitmek istiyorsun sen gidecek
Seni seviyorum ve beni sevdiğini çünkü
Yakında incinecek
Geri gelecektir ama beni bulamayacaksın

Neden hep beni kaybetmek isteyeyim
Ve çok acı çığlığı acı
Bana zarar vermek için acıyor
Mes'to ağlama m'anazitas olacak
Ruhumun iyi
Akşam ve sabah hatırlar

Bu tespitlerden sonra zihnimde sorular yeniden şekillendi. Amerika: Yunanca var olan ezgiye Türkçe sözler yazdırarak mı piyasaya sürdü. Yoksa yeni bestemi yaptırdı. Yunan Sanatçı Glikeria’nın klibinde oyun da oynanıyor. Klip, Yunan oyun müziğinin Amerika tarafından Anadolu’ya transfer edildiğini doğrular mahiyete.
Ayrıca Yunanca verdiğimiz türkünün sözlerinde Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem dizelerinin olmayışı tezimizi daha da güçlendiriyor. Kanaatime göre: Müzik Amerika tarafından Anadolu’ya intikal ettiriliyor. Var olan müzik Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem sözleriyle piyasaya sürülüyor. Marshall Planı marifetiyle bestelettirilen türkü Bursa’nın en ünlü türküleri arasında yerini alıyor. Sonra konu gazetelere intikal ediyor. Can Aksın, 22. 01. 2013 tarihli Sabah Gazetesinde konuyla ilgili “Ah Marshall Planı ah ” diyerek duygularını dile getiriyor.   

“Şimdi siz 60 yıl hatta daha öncesinin Marshall Planı da nereden çıktı?" demeyiniz. O Marshal Planı yok mu? O neler yaptı neler, hâlâ da onun yaptıklarını çekiyoruz.”

(…) “Hepiniz bilirsiniz, hele Ege yöresinin insanları çok daha iyi bilir. Bir türkümüz vardır, bir zamanlar ha bire söylenip dururdu. Zeytinyağlı yiyemem aman / Basma da fistan giyemem aman. İşte Marshall Planının bugünkü sıkıntıların sahibi olması, bu noktada devreye giriyor. Wikipedia'ya göre, Marshall Planı. 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında önerilen, 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan Amerikan kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca Amerika'dan ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Buraya kadar her şey iyi gözüküyor ama Amerika bu yardımı bizim karakaşımız, kara gözümüz için hibe olarak vermemiştir. Borç olarak vermiştir. Amerika dünyanın en büyük mısır üreticisi ülkesidir. Elinde birikmiş olan mısır dağlarını eritebilmek için, mısırözü yağı ihracatını keşfedivermiş, Türkiye'ye yapılacak Marshall yardımının koşullarından birini de,  Türkiye'nin Amerika'dan mısırözü yağı ithal etmesi olarak belirlemiştir.

İTALYA'DA 30, ÜLKEMİZDE 2 LİTRE

Amerika para verir, Türkiye kendi güzelim zeytinyağı varken, Amerika'dan mısırözü yağı ithal eder. İthalatın kesintisiz sürmesi için, Türkiye'de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde ‘Bunlar bir işe yaramaz’ denilerek yüz binlerce zeytin ağacı sökülüp neredeyse bir zeytin ağacı katliamı yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bir bölümü Amerika tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı Türk Lirası karşılığı satılır. Türk insanını zeytinyağından soğutup, mısırözü ve margarine alıştırmak için hayâsızca yalan söylentiler çıkarılır. ‘Zeytinyağı ısınırsa kanser yapar’ yalanı bunlardan biri. Oysa zeytinyağı halkın deyimiyle dumanlaşma derecesi en yüksek, yani en zor yanan sıvı yağlardan biri. Biz, Zeytinyağlı yiyemem aman türküsünü söyledikçe Türkiye'de zeytinyağını tanıyanların sayısı hızla azalır. Doğu bölgesindeki insanlarımızın çoğu zeytinyağının adını duymuş ama görüp tanımamıştır. Bugün İtalya'da kişi başı zeytinyağı tüketimi yıllık 25–30 litre arasında iken, Türkiye'de bu rakam 1.5–2 litre arasındadır. Önce ülkemizde bir seferberlik halinde zeytinyağının tanıtımını yapmalıyız. Tanıtımda aksayan yanlarını görmeliyiz. Geniş halk kesimlerinin kullanabileceği ambalajlarla zeytinyağını halkın ayağına götürmeliyiz. Ambalaj masrafından kısıp halka ucuz satmalı ve zeytinyağının yararlarını anlatmalıyız. El ele verip Marshall Planı'nın 60 yıllık etkisini silip atmalıyız” diyerek yazısını bitiriyor. Marshall Plânı münasebetiyle Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem dedirten kadim dostumuz Amerika: “Ak bıçak kara bıçak / Babam dükkân açacak/ Evlenmeyin bekârlar / Naylon kızlar çıkacak diyerek naylon kızları da piyasaya sürüyor.  

Vay benim ülkem vay… Zeytinyağı yeme. Basma fistan giyme. Kucağında naylon kızlar. Ah Amerika… Vah Amerika… Yuh Amerika…





Kaynakça:

Halil Atılgan             : HALK MÜZİĞİMİZDE BESTE VE ANONİMLİK MESELESİ, Kültür Bakanlığı HAKAD Daire Başkanlığı IV. Milletler Arası Türk Halk Kültürü Kongresi, 8–11 Mayıs 1991 Antalya.

Halil Atılgan            : TÜRKİYE'DE ANONİMLEŞEN BESTE AZERİ TÜRKÜLER, Türksoy S. 1, s. 52, Haziran 2000.

Halil Atılgan            : BU TOPRAĞIN TÜRKÜLERİ, Erciyes Dergisi S.410, s. 30,
Şubat 2012.    

Halil Atılgan            : TÜRKÜLERİN İSYANI, Akçağ Yayınları Ankara 2003.   

TRT                 : THM ve TSM repertuvar kitapları.

mehmetdinc6@hotmail.comBESTE TÜRKÜLERE BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ  
ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM / BASMADA FİSTAN GİYEMEM
Dr. Halil ATILGAN

Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş. Onlar bize, biz onlara sevdalanmışız. Geçit vermez dağları onlarla aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, çiçekten çiçeğe konmuş, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten günümüze varlığını korumuş. Onun için türküler yakılmış toprak üstüne, aşk üstüne, sevda üstüne. Her konu onlarla dile gelmiş. Keremin Aslı’sı, Karacaoğlan’ın yavuklusu onların sayesinde dal budak salmış. O kadar geniş bir alana yayılmış ki: Âşığın sevdası, Yörük kızının gaydası, Erciyes’in yaylası, bülbülün kanadının sarısı bile onlarla dile gelmiş. Acıyı, sevinci, kederi, aşkı, gurbeti bağrına basmış. Türk insanının duygu ve düşüncesinin dile gelme aracı olmuş.

Neleri barındırmamış ki bünyesinde: Karadeniz’in hamsisi, Sis Dağının dumanı, Kızılırmak, Aras ve Fırat nehri türkülerle ününe ün katmış. Dertlilerin yoldaşı, âşıkların sırdaşı olmuş. Çobanın kavalı, obanın yaylaya göçü, tülü mayanın inleyişi, Gelin Ayşe’nin suya gidişi onlarla dile gelmiş, Toroslar’daki pınar, kayada kekliğin sekişi, bir sekiye çıkıp delicesine öten turaç türkülerimizin nağmeleriyle bize ulaşmış. Âşık, bölük bölük giden turnalarla sevdiğine haber salmış. Kırım, Kerkük, Estergon, Eğri Kalesi, Yemen, Bağdat türkülerle ününe ün katmış. Onun için türkülerimiz bizi anlatan, derinliklerinde kendimizi bulduğumuz ömür bohçası, milletimizin de gönül bahçesinin gülleri olmuş.

Onlar kaynağından çıktığı gibi kalmamış. Halkın dilinde ve telinde nakış nakış işlenerek, özümlenerek, yorumlanarak yeni boyutlar kazanmış, çeşitli değişikliklere uğrayarak ferdiliklerini kaybetmiş. Folklorik oluşum dediğimiz süzgeçten geçerek derleyiciler vasıtasıyla da bize ulaşmış. Folklorik oluşum dil ve tel aracılığıyla gerçekleşmiş. İşte bu özellik türküleri ferdi olmaktan çıkarmış, anonim olmasını sağlamış. Anonimlik ilkesi de türkülerimizin vazgeçilmez bir özelliği olmuş. Bu özellik geçmişten günümüze kadar da varlığını korumuş, hâlâ da korumaktadır. Onun için türkülere gönül verenler türkü tarifini yaparken anonim olma özelliğini baz alır, tarifini de buna göre yapar. Şimdi bu değerlendirmelere göre türkü tanımlarına ve halk müziğinin özelliklerine bir göz atalım:

Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisinin 6. cildinin 1482 sayfasında merhum Nida Tüfekçi’nin hazırlamış olduğu bölümde halk müziğinin özellikleri şu şekilde sıralanmış:

1.    Sahibinin bilinmemesi.
2.    Halk tarafından benimsenip onun ifadesine bürünmüş olması.
3.    Kulaktan kulağa verilmek suretiyle hayatını sürdürmesi.
4.    Gelenek haline gelmesi.
5.    Zaman içerisinde derin bir geçmişe sahip olması.
6.    Halkın ortak malı olması.
7.    Mekân içinde yaygın olması.
8.    Yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde barındırması.
9.    İddiasız olması.
10.    Kişisel yapım olmaması / Yani beste olmaması.

Bu tespitler Merhum Nida Tüfekçi’ye göre anonim olan türkülerimizin kıstasları. Açıklamaya göre bir ezginin türkü olabilmesi için yukarıda belirtilen özelliklere sahip olması gerek. Aksi takdirde türkü olarak kabul edilmeyecek.

1985 yılında Senem Matbaası tarafından yayımlanan 4 ciltlik müzik ansiklopedisinde halk müziğini: ( 2. cilt, s. 577 ) “Toplumların bütün boyutlarıyla hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumların kültürlerini yansıtan sözlü ve sözsüz ezgiler” diye tarif ediyor. Sonra da konuyla ilgili düşünürlerin görüşlerine yer veriyor.

“Hügo Riemann halk müziğini üçe ayırıyor.

1.    Ezgisi ve sözleri kimin tarafından yapıldığı belli olmayanlar
2.    Birçok neden ve Saiklerle halk tarafından benimsenmiş halk şarkısı ifadesi taşıyanlar.
3.    Melodik ve armonik bünyesi kolayca anlaşılan ve popüler bir eda taşıyan ezgiler.

Monser’e göre: halkın ortak malı olan şarkı ve melodiler halk türküsüdür. Fransız Michelle Brenne halk türküsünü halk tarafından benimsenen kulaktan kulağa verilmek suretiyle yayılan ezgiler olarak tanımlar. İngiliz Prat: köylü arasından çıkıp gelenek haline gelen ezgiler halk türküsüdür demektedir. İngiliz Bireniers halkın ortak malı olan, en basit düz ve yalın şarkılardır yapanı belli değildir tanımını kullanır. Halk müziğinin en belirgin niteliği anonim olmasıdır. Bu ürünlerin söyleyeni bilinmediği için halkın ortak malı olarak kalmıştır. Ve folklor değeri ağır basar. Dolayısıyla halk müziği müzik bilimcilerinin araştırma alanında olduğu ölçüde folklorcularının da araştırma alanı içine girer” denilmektedir.

Görülüyor ki: Türkü tariflerinin tümünde yapımcısı / yakıcısı – bestecisinin belli olmaması önemli ortak özellik olarak değerlendiriliyor. Bu özelliği haiz olmayanlar türkü olarak kabul edilmiyor. Bu düşüncenin uygulamaya konulması TRT ile başlamış. Kültür Banaklığının yapacağı arşiv-repertuvar çalışmasını TRT yapmış. Derlenen türkülerin ses kayıtlarını, notalarını yayımlayarak beş bine yakın bir repertuvar oluşturmuş, zaman içinde TRT’ye mensup sanatçılar da bu türküleri çalmış okumuş. TRT’de derlenen türkü notalarının ressam marifetiyle yazılması, çoğaltılması, radyolara gönderilmesi 1972 yılında başlamış, 1982 yılında da TRT repertuvar kurulu oluşturulmuştur. Kurul oluşturulduktan sonra derlenen Oyun Havaları– Uzun Havalar – Kırık Havalar TRT Müzik Dairesi Başkanlığı Halk Müziği Şube Müdürlüğüne gönderilerek değerlendirilmesi sağlanmış, kuruldan geçen ezgilere repertuvar numarası verilerek arşivlenmiştir. Bu uygulama vasıtasıyla TRT de müthiş bir halk ezgileri repertuvarı oluşturulmuş. Maalesef ülkemizde onun dışında başka kapsamlı bir çalışma yapılmamış. TRT, Kültür Bakanlığının yapacağı çalışmayı yapmış. Bu çalışma sayesinde de beş bine yakın halk ezgisinin notası yazılarak arşivlenmiş. İlk ve tek arşiv olma özelliğini geçmişten günümüze korumuş ve de korumaya devam etmemektedir.  

Bu kurul şimdi de TRT müzik dairesi başkanlığı bünyesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bildiğim kadar beş kişilik bir kurul gelen türküleri değerlendiriyor. Başka türkülere benzemiyorsa, türkü formu özelliklerine uyuyorsa, beste değilse repertuvar kurulundan geçiyor ve arşivleniyor. Türkü, bahsettiğimiz kurallara uymuyor ise repertuvar kurulundan geri dönüyor, yayımlanamaz ibaresi konularak arşive alınmıyor. Gönderilen türkülerin beste olup olmadığına repertuvar kurulu karar veriyor. TRT marifetiyle konulan bu uygulama bir takım aldatmacayı da beraberinde getiriyor. Beste olan türkü kişiler tarafından anonimmiş gibi repertuvar kuruluna sunuluyor. Kurul beste olduğunu tespit ederse geri çeviriyor. Edemez ise anonim türküler sınıfına dâhil edilerek arşivleniyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi türkülerde şimdiye kadar hep anonim olma özelliği aranmış, beste türküler dikkate alınmamış. Çeşitli zamanlarda TRT repertuvarına giren Azeri ezgiler anonim olarak değerlendirilmiş, derlenmiş, bestecisi belli olanlar bile TRT vasıtasıyla anonim olma özelliğine kavuşmuştur. Bu uygulama yanlıştır. Yanlış olduğu kadar da gülünçtür. İşte bu uygulama sonunda ortaya çıkan gülünç durumu Sn. Salih Turhan'ın tespitlerinden aktaralım:

"Bahçalarda barım var türküsü derleme şartlarına göre yanlış kategoriye tabi tutulmuştur. O günkü uygulamaya göre beste türküler kabul görmediği için Sn. Erkan Sürmen (TRT Ankara Radyosu THM sanatçısı – emekli) haklı gerekçeyle kılıf uydurup, Elazığlı Fatih Kısaparmak'ı kaynak kişi gösterip ezginin özelliğinden dolayı adı geçen türküyü Iğdır repertuvarına dâhil ve tescil ettirmiştir. Dahası türkü ödüle layık görülmüş, (Yılın türküsü seçilmiş) Fatih Kısaparmak'ta bu zaaf karşısında bıyık altından gülerek ödülünü almıştır." Görülüyor ki: Fatih Kısaparmak'ın bestelediği türkünün bestecisi kaynak kişi, yöresi de Iğdır gösterilerek repertuvar kurulundan geçiyor. (TRT, THM No: 2579) Böylece bestede anonim türküler kervanına katılıyor. Sonra yılın türküsü seçiliyor. Bestecisi ödül alıyor. Sonuçta ortaya affedilmeyecek hatalar çıkıyor. Eğer beste türküler ayrı bir kategoride değerlendirilseydi bu yanlışlık olmayacak, aldatmaca yaşanmayacaktı.

Şimdi bazı beste olan Azeri türkülerin ülkemiz sınırları içerisinde derlenerek
anonim bir kimlik kazandığını, konuyla ilgili tespitlerimizi sıralayarak ilgililerin dikkatine sunalım. Dileriz ki ilgililer tespitlerimiz doğrultusunda hareket eder, şimdiye kadar yapılan yanlışların tekrar etmemesi hususunda azami gayreti gösterir. Eğer göstermezlerse aldatmaca sonsuza kadar sürer. Dileğimiz bu aldatmacaya en kısa zamanda dur denilmesidir.

Azeri türkülerin ülkemize girişi cumhuriyet dönemiyle başlar. 50’li 60’lı yıllardan sonra artarak günümüze ulaşır. Günümüze kadar ulaşan Azeri ezgiler içinde anonimleri olduğu gibi beste olanları da vardır. Azerbaycan'da bestecilik 1930’lu yıllardan beri süregelmektedir. Belki de ülke halk musikisini güzel kılan özelliklerden biri de bestecilik müessesesinin bize göre çok erken başlamış olmasıdır. Çok erken başlayan bu olgu hem musiki kalitesini, hem de söz kalitesini oldukça yüksek tutmuş,  kaliteyi yakalamakta besteler önemli bir rol oynamıştır. Şimdi çeşitli zamanlarda Anadolu’ya giren, değişik zamanlarda derlenerek anonimleşen, sonra da bize ulaşan beste Azeri ezgilerden birkaç örnek sunalım…

1. Örnek    : Bulak üste duran güzel
Yöresi     : Azerbaycan / Kaynak kişi: Bülbül Mehmetoğlu
Derleyen     : Can Etili  / Derleme tarihi: -            
Notalayan    : Can Etili / Repertuvar No: 1947

Bu türkü Sn. Can Etili tarafından derlenmiş, yukarıdaki detay bilgilerle TRT kayıtlarına geçmiştir. TRT kayıtlarındaki sözler Âşık Elesker'e aittir. Bizim tespit ettiğimiz yazılı kaynaklarda ezginin söz ve müziği Âşık Gurban Sadıkov’dur.  

2. Örnek    : Dost bağında açılıp gül
Yöresi     : Iğdır / Kaynak kişi: Yusuf Yıldırım K.Çiftçi, N. Ergin
Derleyen     : Neriman Tüfekçi / Repertuvar Sıra No: 1758

Bu türküde Azeri türkülerin usta yorumcusu Sn. Neriman Tüfekçi tarafından derlenmiş ve notaya alınmıştır. TRT kayıtlarında yukarıdaki detay bilgilerle kayıtlara geçen türkü Azerbaycanlı besteci Reşit Şefeg'indir.

Halk müziği repertuvarımıza Kerkük'ten de türküler girmiş, maalesef girenlerden birkaçı, bestecisinin belli olmasına rağmen Azeri türküler gibi onlar da anonim türküler kervanına katılmıştır. İşte örnekleri:

3.Örnek     : Mektup yazdım yâre almadı
Yöresi     : Kerkük / Kaynak kişi: İbrahim Terzi
Derleyen    : Banttan yazıldı / Derleme tarihi : -
Notalayan     : Azize Gürses / Repertuvar Sıra No: 3414

Bu türkünün söz ve müziği Kerküklü yöre sanatçılarından Hüseyin Tuzlu'ya ait olmasına rağmen yukarıdaki detay bilgilerle TRT repertuvar kayıtlarına geçmiştir.

4. Örnek         : Esmerim güzel esmer
Yöresi         : Kerkük  /Kaynak kişi: Abdurrahman Kızılay
Derleyen         : Ali Canlı / Derleme tarihi
Notalayan         : Ali Canlı / Repertuvar Sıra No: 3143

Yukarıdaki detay bilgilerle derlenen, sonra da TRT repertuvarına girerek anonimleşen bu türkünün sözleri Mehmet İzzet Hattat'a, bestesi ise Kerküklü sanatçı merhum Abdurrahman Kızılay'a aittir. Kısaca söz yazarı, bestecisi bellidir. Türkü yukarıda sıraladığımız kıstaslara uymadığı halde anonim gibi gösterilerek repertuvara girmiştir. TRT repertuvarı incelendiğinde beste olduğu halde anonimmiş gibi gösterilerek repertuvardan geçen hayli türkü karşımıza çıkacaktır. İşte onlardan bir de: Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem dizeleriyle başlayan ünlü Bursa türküsüdür. Türkünün sözleri aşağıdaki gibidir.

(I)
Zeytinyağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Bağlantı
Kaldım Domaniç  dağlarında
Sevgili yârim nerelerde
(II)
Kara üzüm asması
Yeşil olur yazması
Ben yârimden ayrılmam
Kara yazı yazması
Bağlantı
(III)
Asmadan üzüm aldım
Sapını uzun aldım.
Verin benim yârimi
Annemden izin aldım
Bağlantı

Doğrusu bu türküyü duyduğum günden beri hep düşündüm. Zihnimde sorular cirit attı. Beni çok rahatsız eden soru: Halkımızın yaşama mücadelesinin dile ve tele yansımasını sağlayan türkülerimiz nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyebilirdi.  Diyemezdi… Çünkü: Zeytin ve fistanının ham maddesi pamuk, halkımızın yaşama mücadelesinde öne çıkan önemli iki unsur. Bu iki unsur Anadolu halkının geçim kaynağı. Çukurova’da pamuk, Ege ve Marmara’da özellikle Bursa – Gemlik – Gaziantep ve Nizip zeytiniyle ünlü yerleşim birimleri.  Çukurova denince pamuk, Bursa, Gemlik, Nizip denince akla zeytin gelir.  O zaman bu halk nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” der. Demesine demez. “Devlet malı deniz  / Yemeyen domuz. Pire itte, bit yiğitte bulunur” sözünü de demez. Pekiyi bunları kim der?  Seni yok etmek isteyen güçler, sömürmek isteyen, varlığından rahatsız olanlar der. Altıncı kol faaliyeti dediğimiz güçler der. Kısacası: Ham meyveyi kopardılar dalından diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyemez. Böyle bir türkü yakmak, bestelemek bindiği dalı kesmek demektir.  Halk yiyeceğini, ne alıp ne satacağını iyi bilir. Yediğini içtiğini türkülerle de dile getirir. Süt içitim dilim yandı / Kara erik çağala / Ye ki yaran sağala diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” demez. Diyemez. Demeyeceğine göre birileri dedi. O halde kim dedi. Ya da dedirttirdi? Nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Kim besteledi? Ya da bestelettirildi? En ünlü türküler arasında yerini aldı.

Cevap: Kadim dostumuz Amerika. Gülmeyin… Sakın ha… Nasıl olur da demeyin? İşte cevabı…  

Yıllardır dinlediğimiz türkü: Amerika tarafından sipariş verilerek bestelettirilmiş. Bende bir dostumun gönderdiği ileti sayesinde öğrendim. Gelen iletiyi okuyunca başıma bir bomba düştü. Günlerce düşünsem aklıma gelmezdi. Hayret ettim. Okuduğuma inanamadım.  Amerika’nın, Türkler zeytinyağı yemesin / Basma fistan giymesin diye türkü bestelettireceği şeytanımın bile aklına gelmezdi. Ama Amerika’nın aklına gelmiş. Art niyetle bestelettirilen türkü anonimmiş gibi repertuvar kurulundan geçerek, ülkemizin en ünlü türküleri arasında yerini almış, yıllardır da çalınıp söyleniyor. Allah Allah… Allah Allah…  

Diyeceksiniz ki “Amerika türkülerimize de mi el altı.” Maalesef el atmış. Şimdi dostumdan gelen iletiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İleti “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmada fistan giyemem aman” diye başlıyor ve devam ediyor:

“Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan'dan  Muzaffer Sarısözen derlemiş. THM Repertuvar Sıra No: 1133.’tür. Şimdi türkü ile ilgili Prof. Dr. Kenan Demirkol’un tespitlerine bakalım.”

‘Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD'den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye'nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.  (Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966).  Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.

Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.  Türk insanı zeytinyağından soğutulur ve mısırözü yağı ile margarine alıştırılır . Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz.  Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir. Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmadan fistan giyemem aman...” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır. Katı yağa / Margarine mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar da plastik giysilerle tanıştırılır’ diyerek türkünün nasıl ortaya çıktığını, Amerika’nın şahsi menfaatleri için türkü bestelettiği gerçeğini ortaya koyuyor. (Prof. Dr. Kenan Demirkol’a ait yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaştım.) Bugün ise gelinen noktada, Amerika'nın ülkemizdeki emperyal amaçlarını gerçekleştirmesi için türkü sipariş etmesine gerek
var mıdır  ?” sorusuyla Uzman İnşaat Mühendisi Nizamettin Biber yazısını bitiriyor.  

Yazıyı okuduktan sonra yüzlerinizde ki hayret ifadesini görür, olamaz dediğinizi duyar gibiyim. “Olmadık yok da duyulmadık çok” diye bir tabiri vardır Çukurova’nın. Bu da onlardan biri.  Amerika şahsi menfaati için binlerce kilometrede öteden gelecek, türkü bestelettirecek, benim insanımın duygularını sömürecek.  Hem de Bursa da. Gemlik’te… Zeytinin en çok yetiştiği yerde ünlenen türkü dalga daga Anadolu’ya yayılacak ve en ünlü türküler arasında yerini alacak.  Sonra yöre insanı türküye bir de hikâye yazacak… Vay benim ülkem vay…

Türkünün hikâyesi:

“Zeytinyağlı yiyemem diğer adıyla: Gelin Nazlanması olarak da bilinen bu halk türküsü isminden de anlaşılacağı üzere bir gelinin nazlanmasını anlatır. Hangi köy ya da beldede geçtiği ve şahıslar bilinememekle birlikte bursa yöresine ait olduğu bilinen türkü zengin iyi yerlerde yetişmiş okumuş bir genç kızın dağ yöresinde bir köye gelin olarak verilmesiyle başlar. Gelin kız yaşamaya başladığı yeni çevreye ve insanlara uyum sağlayamaz. Onlar gibi basmadan elbiseler giyemeyeceğini damak tadının onların yemeklerine uymadığını böyle bir yere gelin gittiği için yaptığı çeyizlerin boşa olduğunu söyler.  Duman içi dağlarda yalnız kaldım diyerek eski yaşantısına duyduğu hasreti dile getirir. Evlendiği insanın kendisine uygun olmadığını söyleyerek ona efendim diyemeyeceğini, hakir görerek dengi biri olmadığını söyler. Kendine uygun bir eş isteyerek verin bana yârimi (bana uygun olan insanı) annemden izin aldım diyerek söylenir.  Türkünün diğer bir kısmında ise yaşadığı yerin özelliklerini anlatarak kara üzüm bağlarının olduğunu ve insanların yeşil yazmalar taktığını söyler. Fakat her nakaratta da kaldım duman içi dağlarda sevgili yârim nerelerde diye üzüntüsünü de dile getirir  diyerek hikâye bitiyor .  Böylece Amerika’nın sipariş vererek bestelettiği türkü uydurulan bir hikâye ile yeni bir kimlik kazanarak hikâyeli türküler arasına katılıyor . Beste olduğu halde repertuvar kurulundan geçiyor. Bizlere ulaşıyor, ünlü türkülerimiz arasında yerini alıyor. Bu gerçek… Ama çok acı bir gerçek.

İşte ben bu gerçeğin sırrına yeni vakıf oldum. Türk halkının “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” demediğini yıllardan sonra öğrendim. Beynimdeki sorular netleşti. Bu işte bir “Ali Cengiz oyunu “ var demiştim. Düşüncem gerçek oldu. Sorun çözümlendi.  Ama ben buna rağmen işin peşini bırakmadım. İnternet ortamında ne var ne yok diye türkünün adını yazarak Google girdim. Türküyle ilgili tespitlerimin doğru olduğunu, benden önce konuya vakıf olan kişilerin kadim dostumuz Amerika’yı bu meseleden ötürü kınadıklarına tanık oldum.  Konuyla ilgili yazıları ibretle okudum. Gücün nelere kadir olduğunun bir kez daha farkına vardım. Sonra… Sonra türkünün TRT sanatçılarının dışında kimler tarafından okuduğunu tespit ettim. Candan Erçetin , Zara, Tülin Karataş, Deniz Toprak, Kubat, Vildan Turan, Dilek Karadağ karşımıza çıkan ilk sanatçılar oldu. Bunları araştırırken türkünün Yunan Sanatçılar tarafından da okunduğunu gördüm . Müzik aynı, dil farklı. Araştırmaya devam ettim. Yunun alfabesiyle yazılmış sözler karşıma çıktı.  Sözler aşağıdaki gibi:

Artist: Glikeria
Language: Grek
Giati thes na figeis"  lyrics:

Γιατί θες να φύγεις, που θα πας
αφού σ'αγαπώ και μ'αγαπάς
Γρήγορα θα πληγωθείς
θα γυρίσεις μα δεν θα με βρεις.

Γιατί θες για πάντα να με χάσεις
και πικρά πολύ πικρά να κλάψεις.
Θα πονάς για μένα θα πονάς
μές'το κλάμα θα μ'αναζητάς
Τη κάλη μου τη ψυχή
θα θυμάσαι βράδι και πρωϊ

Yunan Alfabesini Google vasıtasıyla Türkçeye tercüme ettirdim. Sözler hiç zeytinden - zeytinyağından bahsetmiyor. Yunanca: (Γιατί Θες Να Φύγεις (Γιατι Θες Να Φυγεις) başlığın Türkçesi: Gitmek istiyorum çünkü / Neden ayrılmak istiyorsun. Diğer sözlerin tercümesi ise aşağıdaki gibi.

Sanatçı: Glikeria
Dil: Greek

"Giati thes na figeis" lyrics:

Neden gitmek istiyorsun sen gidecek
Seni seviyorum ve beni sevdiğini çünkü
Yakında incinecek
Geri gelecektir ama beni bulamayacaksın

Neden hep beni kaybetmek isteyeyim
Ve çok acı çığlığı acı
Bana zarar vermek için acıyor
Mes'to ağlama m'anazitas olacak
Ruhumun iyi
Akşam ve sabah hatırlar

Bu tespitlerden sonra zihnimde sorular yeniden şekillendi. Amerika: Yunanca var olan ezgiye Türkçe sözler yazdırarak mı piyasaya sürdü. Yoksa yeni bestemi yaptırdı. Yunan Sanatçı Glikeria’nın klibinde oyun da oynanıyor. Klip, Yunan oyun müziğinin Amerika tarafından Anadolu’ya transfer edildiğini doğrular mahiyete.
Ayrıca Yunanca verdiğimiz türkünün sözlerinde Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem dizelerinin olmayışı tezimizi daha da güçlendiriyor. Kanaatime göre: Müzik Amerika tarafından Anadolu’ya intikal ettiriliyor. Var olan müzik Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem sözleriyle piyasaya sürülüyor. Marshall Planı marifetiyle bestelettirilen türkü Bursa’nın en ünlü türküleri arasında yerini alıyor. Sonra konu gazetelere intikal ediyor. Can Aksın, 22. 01. 2013 tarihli Sabah Gazetesinde konuyla ilgili “Ah Marshall Planı ah ” diyerek duygularını dile getiriyor.   

“Şimdi siz 60 yıl hatta daha öncesinin Marshall Planı da nereden çıktı?" demeyiniz. O Marshal Planı yok mu? O neler yaptı neler, hâlâ da onun yaptıklarını çekiyoruz.”

(…) “Hepiniz bilirsiniz, hele Ege yöresinin insanları çok daha iyi bilir. Bir türkümüz vardır, bir zamanlar ha bire söylenip dururdu. Zeytinyağlı yiyemem aman / Basma da fistan giyemem aman. İşte Marshall Planının bugünkü sıkıntıların sahibi olması, bu noktada devreye giriyor. Wikipedia'ya göre, Marshall Planı. 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında önerilen, 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan Amerikan kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca Amerika'dan ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Buraya kadar her şey iyi gözüküyor ama Amerika bu yardımı bizim karakaşımız, kara gözümüz için hibe olarak vermemiştir. Borç olarak vermiştir. Amerika dünyanın en büyük mısır üreticisi ülkesidir. Elinde birikmiş olan mısır dağlarını eritebilmek için, mısırözü yağı ihracatını keşfedivermiş, Türkiye'ye yapılacak Marshall yardımının koşullarından birini de,  Türkiye'nin Amerika'dan mısırözü yağı ithal etmesi olarak belirlemiştir.

İTALYA'DA 30, ÜLKEMİZDE 2 LİTRE

Amerika para verir, Türkiye kendi güzelim zeytinyağı varken, Amerika'dan mısırözü yağı ithal eder. İthalatın kesintisiz sürmesi için, Türkiye'de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde ‘Bunlar bir işe yaramaz’ denilerek yüz binlerce zeytin ağacı sökülüp neredeyse bir zeytin ağacı katliamı yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bir bölümü Amerika tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı Türk Lirası karşılığı satılır. Türk insanını zeytinyağından soğutup, mısırözü ve margarine alıştırmak için hayâsızca yalan söylentiler çıkarılır. ‘Zeytinyağı ısınırsa kanser yapar’ yalanı bunlardan biri. Oysa zeytinyağı halkın deyimiyle dumanlaşma derecesi en yüksek, yani en zor yanan sıvı yağlardan biri. Biz, Zeytinyağlı yiyemem aman türküsünü söyledikçe Türkiye'de zeytinyağını tanıyanların sayısı hızla azalır. Doğu bölgesindeki insanlarımızın çoğu zeytinyağının adını duymuş ama görüp tanımamıştır. Bugün İtalya'da kişi başı zeytinyağı tüketimi yıllık 25–30 litre arasında iken, Türkiye'de bu rakam 1.5–2 litre arasındadır. Önce ülkemizde bir seferberlik halinde zeytinyağının tanıtımını yapmalıyız. Tanıtımda aksayan yanlarını görmeliyiz. Geniş halk kesimlerinin kullanabileceği ambalajlarla zeytinyağını halkın ayağına götürmeliyiz. Ambalaj masrafından kısıp halka ucuz satmalı ve zeytinyağının yararlarını anlatmalıyız. El ele verip Marshall Planı'nın 60 yıllık etkisini silip atmalıyız” diyerek yazısını bitiriyor. Marshall Plânı münasebetiyle Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem dedirten kadim dostumuz Amerika: “Ak bıçak kara bıçak / Babam dükkân açacak/ Evlenmeyin bekârlar / Naylon kızlar çıkacak diyerek naylon kızları da piyasaya sürüyor.  

Vay benim ülkem vay… Zeytinyağı yeme. Basma fistan giyme. Kucağında naylon kızlar. Ah Amerika… Vah Amerika… Yuh Amerika…





Kaynakça:

Halil Atılgan             : HALK MÜZİĞİMİZDE BESTE VE ANONİMLİK MESELESİ, Kültür Bakanlığı HAKAD Daire Başkanlığı IV. Milletler Arası Türk Halk Kültürü Kongresi, 8–11 Mayıs 1991 Antalya.

Halil Atılgan            : TÜRKİYE'DE ANONİMLEŞEN BESTE AZERİ TÜRKÜLER, Türksoy S. 1, s. 52, Haziran 2000.

Halil Atılgan            : BU TOPRAĞIN TÜRKÜLERİ, Erciyes Dergisi S.410, s. 30,
Şubat 2012.    

Halil Atılgan            : TÜRKÜLERİN İSYANI, Akçağ Yayınları Ankara 2003.   

TRT                 : THM ve TSM repertuvar kitapları.

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

ÜNLÜ KARİKATÜRLER

Biraz eğlenmek ve güzel gülümseyişler için 

hemen tıklayın.

YÖNETİCİYE MESAJ

Mail göndermek için tıklayın.