Ana Sayfa Türkülerimiz ve Hikayeleri Acem Kızına Dörtlükleri Kim Dedi...
Acem Kızına Dörtlükleri Kim Dedi... Yazdır E-posta
site - Türkülerimiz ve Hikayeleri

ACEM KIZINA DÖRTLÜKLERİ KİM DEDİ…



Dr. Halil ATILGAN

Neşet Ertaş 1970’li yıllarda çok ünlendi. Her türküsü ününe ün kattı. Hem türküleri, hem de kendisi çok popüler oldu. Ben; Acem Kızı türküsünü Neşet Ertaş’la tanıdım. O yıllarda üstat Ankara Radyosunda Mahalli Sanatçı sıfatıyla üç – dört türkülük bantlar yapıyor, denetimden geçenler radyoda yayınlanıyordu. Bantların yayın süresi 15 dakika. Acem kızını ilk kez o programlarından birinde okudu. Çok iyi hatırlıyorum. Aynı bantta okuduğu türkülerden biri de Sarı kızın saçları idi. Ankara Radyosundaki yayınlarla, plaklarla Acem Kızı Anadolu’ya dalga dalga yayıldı. Ünlü türküler arasında yerini aldı. Türkü müzikalite ve söz itibariyle çok güzel Kısaca müthiş… Onun için çok tutuldu. Sonra da TRT repertuvarına kazandırıldı.

O yıllarda eser sahiplerine gösterilen hassasiyet yok denecek kadar az. Ali’nin külahının Veli’ye, Veli’nin külahının Ali’ye giydirildiği dönem. Telif hakları yasası yok. Sanatçılar yaptığı eserlere sahip çıkamıyor. Bir kör dövüşü anlayışı ile sanatçı kısa zamanda adını halka duyurmaya çalışıyordu Adını halka çok kısa zamanda duyuranlardan biri de Neşet Ertaş oldu. Sazı - sözü - yaptığı türküleri geniş halk kitleleri tarafından çok beğenildi. Kısaca Neşet Ertaş türkülerinde halk kendini buldu. Onun için hem türküleri hem de kendisi çok ünlendi.

Ünlü olması okuduğu eserlerin bazılarının sözlerine de sahip çıkmasına vesile oldu. Seher vakti çaldım yârin kapısını. Söz Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Kılıççı köyünden Âşık Agâhi’ye.  Çırpınıp da şan ovaya çıkınca. Söz: Kars’ın Selim ilçesinin Sipkor (Yamaçlı) köyünde 1917 doğumlu Âşık Canani’ye. (Asıl adı Ahmet Çelik) Aynı sözler başka bir kaynakta Kahraman Maraş’ın Elbistan ilçesinin Erçene köyünden Âşık Hüseyin’e.  (Tenecioğlu) Kova kova indirdiler yazıya  - Âşık Kerem’e / Ahu gözlerini sevdiğim dilber – Karacaoğlan’a / Zahide ise Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinin Ortahacıahmetli köyünden Arap Mustafa’ya ait

Haksız sahiplenmeleri tespit ettikten sonra konuyu ilk defa Türkülerin İsyanı adlı kitabımda dile getirdim . Daha sonra MESAM’ın 17–18 Eylül 2005 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlediği Halk Müziği Eserlerinde Hak Sahibi Tespit Ölçüleri Nasıl Olmalıdır adlı Halk Müziği Eserleri Sempozyumunda tebliğ olarak sundum. Adı geçen sempozyum tebliğinde bazı haksız sahiplenmelerle birlikte Acem Kızı türküsü de değerlendirildi. Adı geçen tarihte MESAM’ın düzenlediği sempozyumda sunduğum tebliğimde konuyla ilgili bölümü aynen buraya alarak ilgililerini bilgisine sunuyorum.


“Bu konu da vereceğim bir başka örnek de piyasa deyimiyle bir başka Neşet Ertaş türküsü. Bu türkümüz de Acem Kızı. Yani Çırpınıpta Şanova’ya çıkınca dizesiyle başlayan günümüzün ünlü türkülerinden biri.

Türkünün TRT repertuvar kayıtlarında:

Derleyen         : Osman Özdenkçi
Yöresi            : Kırşehir
Kaynak kişi         : Çekiç Ali
Repertuvar no     : 2099’dur

Neşet Ertaş’ın ünlendirdiği “Acem Kızı ” türküsünün sözlerinde, hak sahibinin kim olduğu, ya da kim olacağı meselesine geçmeden önce, Sn. Bayram Bilge Tokel’in Neşet Ertaş Kitabı, “Neşet Ertaşla Baş Başa” bölümünden Sn. Ertaş’ın Acem Kızı türküsüyle ilgili verdiği bilgilerin bir bölümünü aktarmak istiyorum . Bu bölümde Sn. Tokel, Ertaş’a soruyor: “Bir de şu ünlü’ Acem Kızının hikâyesini dinleyelim sizden. Selli Yusuf’un Acem Kızı’na, Avrupaların, Amerikaların kurban olması hikâyesini...” Ertaş cevap veriyor: “Ben çok küçük yaşta şiirler yazardım kendi kendime. Bazı şiirleri pazarlarda satan tellallardan alır türküler yapardım. Bunun bir örneği Zahide’dir. Çiçekdağı’nda, oralarda uzun bir şiir olarak elime geçti. Acem Kızı da böyle bir şansa sahip. Bu da bizim Selli Yusuf’tan duyulan dörtlüklerdir. İki dörtlüğünü ben kendime göre havalandırdım önce. Böylece 45’lik plağa okudum. Benim biliyorsunuz Fransa’da, Belçika’da kız kardeşlerim var. Almanya’da biraderim var. Arada bunları görmeye gelirdim. Biraz da içtiğimiz sıralar bir meyhaneye gittik. Burada böyle yerlere sırf erkekler değil kızlar da gelip gidiyor. Oturuyoruz bir yerde, bir ara baktım ki, kapıdan şah gibi bir kız girdi içeriye. Bütün millet de ona baktı. Yanında kızları olanlar da baktı. Yalnız ben değildim. 0 havayla barmene oturdu. Tabii yanına gelenler oldu. Kendine bir içki söyledi, sağına soluna gelenler oldu, ama kimsenin yüzüne bakmadı, keyfine baktı. Böyle bir havanın bizi etkilememesi mümkün değil. Zaten anadan doğma güzele âşığız. Güzel kim? İnsan. Eee insanın güzeli erkeğe göre bir kız, kıza göre bir erkektir. Ben Acem Kızı’nı çalarken iki dörtlüğe arada bir dörtlük de ben takmış oldum. Ne Acem Kızının benden haberi var, ne benim ondan. Acem Kızı işte kimi Ayşe, kimi Fatma ad takmadım. Dünyaya insan gelip de âşık olmadım diyen yalan söyler. Ne var ki bu aşkın aptallığını biz yapıyoruz. Aptallık değil, aşkı biz yüreğimizde taşıyoruz” diyerek:

Avrupa kurban olsun karakaşına
İngiliz Fransız değmez döşüne
Amerika Belçika düşmüş peşine
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı

şeklinde Selli Yusuf’un Acem Kızına bir dörtlük de kendisinin eklediğini, “Avrupa kurban olsun kara kaşına” dizesiyle başlayan dörtlüğün nasıl yazıldığını, Neşet Ertaş işte böyle dile getiriyor. Hâlbuki şiir ne Telli Yusuf’un, ne de Neşet Ertaş’ındır. Karslı Âşık Canani’nindir. Konuyla yakinen ilgilenen, Mehmet Gökalp “Halk Edebiyatında Hatalı Söyleyişler”  adlı makalesinde: “Kars’a bağlı Selim ilçesinin Sipkor (Yamaçlı) köyünde 1917’de doğan Canani’nin adı Ahmet Çelik’tir. Saz şairi Dursun Ceylani’den saz dersleri almış, birçok koşma, güzelleme, ilahiler söylemiştir. Yazın çiftçilik, kışın da kahvelerde, düğünlerde saz eşliğinde koşma, türküler söyleyen Canani’nin ilk defa şiirlerini Türk Folkloru Araştırmaları dergisinde yayınlamak bize nasip oldu. 1980’de İzmir’e göç eden Canani’nin Acem Kızı türküsü yedi hane olup ancak üç hanesi radyo ve televizyonlarda mahlas ve ozanın adı verilmeden okunmakta. Bu da bizim yüreğimize dokunmaktadır” diyerek sitemini dile getiriyor. Buna rağmen müzik piyasasındaki bant ve CD’lerde ”Acem Kızı” türküsünün söz ve müziğinin hâlâ Neşet Ertaş’a  ait olduğu yazılarak Âşık Canani’nin ve Mehmet Gökalp’in burnunun direği sızlatılıyor. Müzik belki Neşet Ertaş’a aittir. Bilemiyoruz. Bu konuda iddiamız yok. Ama tespitlerimize göre ”Acem Kızının” sözleri Karslı Âşık Canani’ye ait ve de kaynaklarda  
1
Silkinip de Şamova’ya  çıkınca
Eğlen Şamova’da kal Acem Kızı
Gerdan domur domur rengin kırmızı
Seherde açılmış gül Acem Kızı
2
Canım kurban olsun kıymet bilene
Belin ince boyun benzer fidana
Ateşine yandı Tarsus Adana
Getirdin başıma hâl Acem Kızı
3
Silkinip de Şamova’ya çıkarsın
Miski amber gül yanağa takarsın
Kaş altından uğrun uğrun bakarsın
Can alır sendeki tel Acem Kızı
4
Seni saran oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden dökerler camı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı
5
Amerika kurban olsun karakaşına
İngiliz Fransız değmez döşüne
Avrupa Belçika düşmüş peşine
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı
6
Yavru şahin gibi ben de döneyim
Yeleli de kıratıma bineyim
Berdül Yaylasından gökçek yanağın
Dudağından akar bal Acem Kızı
7
Canani  Âşık da der ki naz olur
Yavaş salın belki sonun hız olur
Mısır haznesini versem az olur
Beni de üstüne al Acem Kızı

şeklinde olup sözler 7 dörtlüktür. TRT repertuvarındaki sözler ise iki dörtlük. Neşet Ertaş’ın kaset ve CD’lerinde aslı yedi dörtlük olan şiirin 1. 4. ve 5. dörtlükleri okunmuş, beşinci dörtlük aynı kalmak kaydıyla diğer dörtlükler değiştirilmiştir. Şiirdeki Şamovası da bu değişiklikten nasibini alarak Şanovası olmuştur. Mehmet Gökalp’e göre Şamovası Kars il sınırları içinde bir ovanın adıdır. Halk şiirinde yer adlarının önemi düşünülürse, Şamovası’nın Şanova’sı olarak kayıtlara geçmesi önemli tahribattır. Türkünün TRT repertuvar kayıtlarına geçen sözleri ise:

Çırpınıp da Şanova’ya çıkınca
Eğlen Şanova’da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakarken
Can telef ediyor gül Acem Kızı

Seni seven oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

şeklinde olup iki dörtlüktür.  Bu açıklamadan sonra MESAM, Acem Kızı türküsünün hak
sahibini nasıl tespit edecektir. Eğer Acem Kızı türküsünün söz yazarı MESAM kayıtlarında belli ise, şimdiye kadar da telif hakkı ödenmişse; bunun adı yanlış beyanla haksız kazanç elde etmek demektir. Bu haksızlık yetkililerce nasıl düzeltir, hukukçular bunu nasıl değerlendirir, şimdiye kadar ödenen telif hakkı geri alınır mı onu bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey bu aldatmacanın ortadan kalkması, Sezar’ın hakkının Sezar’a verilmesidir“ diyerek konuyu dile getirdim. Sonuçta tespitlerimizi MESAM gale bile almadı. Irmak aktı biz de baktık. Yani haksız sahiplenmeler konusundaki yapılan sempozyum sonucu değiştirmedi. Maalesef dostlar bizleri alışverişte gördü. Onca emek ve harcanan para boşa gitti. Acem Kızı türküsünün sahibi değişmedi. Su aka aka durulur düşüncesiyle gerçek hak sahibinin bulunmasını zamana bıraktık.

Gerçekten de zaman bizi yanıltmadı. Benim konuyla ilgilendiğimi tespit eden Kadirli Anadolu Lisesinde Edebiyat Öğretmeni, yörenin de kültür çınarlarından değerli dost İrfan Can telefonla yeni yakında beni aradı. Acem Kızı türküsünün sözleriyle ilgili tespitlerini anlattı. Elindeki bilgi ve belgeleri gönderdi. Ancak: İrfan Bey bana ulaşmadan önce Ülke TV’de yayımlanan Salkım Söğüt programında Sn Bayram Bilge Tokel’den Acem Kızı türküsünü dinlediğini. Türkünün Neşet Ertaş’a ait olmadığını söylemek üzere Ülke TV’nin canlı yayın telefonuyla Sn Tokel’e ulaşmak istediğini. Maalesef ulaşamadığını, telefona çıkan görevlinin azarlayarak verdiği adrese bir mektup yazdığını, elindeki bilgi ve belgeleri gönderdiğini, ama maalesef cevap alamadığını üzülerek ifade etti. Sn. İrfan Can Acem Kızı türküsünün sözleriyle ilgili tespitlerini Çukurova’dan Dünyaya Kadirli adlı derginin 19 .sayısında: Âşık Hüseyin ve Acem Kızı  başlığıyla yayımlamış. Üst başlığı: “Geçmişi 1950’li yıllara dayanan Âşık Hüseyin’e ait bir türkünün hikâyesi” adlı Sn. İrfan Can’ın yazısını aynen aktarıyorum.

“Âşık Hüseyin Elbistan’ın Erçene köyündendir. Soyadı Tenecioğlu’dur. 19.yy.lın ikinci yarısında doğduğunu 1950’li yıllarda öldüğünü zannediyorum. Uzun müddet Çukurova’da daha çok da Kadirli köylerinde kalır. Buralara yerleşir. Âşıklık yaparak geçimini sağlar. Hatta Kadirli’de âşıklığını ölçmek için gıyabında Karacaoğlan’la atışma bile yaptırırlar. 1940 – 1950 yıllar arası tekrar köyüne dönmüş orada da ölmüştür. Eskiden toplantılarda, düğünlerde, eğlencelerde âşık bulundurmak gelenekti.  Kadirli’nin ağaları, zenginleri eğlenmek için Ceyhan’a giderlermiş. Eğlence mekânlarına da tiyatura ya da



Sn. İrfan Can’ın Sn. Tokel’e gönderdiği mektubun ilk
sayfasından bir bölüm.


tiyatoro derlermiş. Bunlar geldikleri yerde bir müddet kalırlarmış. Olayın geçtiği yerin Ceyhan olduğunu zannediyorum. Zil takarak oynayan Acem Kızının Ceyhan’a geldiğini duyan Kadirlililer bir gün Âşık Hüseyin’i de alarak onu dinlemeye giderler. Acem Kızı şarkı söyleyip dans ederken Kadirli Ağaları işletme sahibinden Âşık Hüseyin’in Acem Kızına bir türkü söylemesi için izin isterler. İşletme sahibi dileği yerine getirir. Âşık Hüseyin sazını alarak sahneye çıkar ve meşhur Acem Kızı türküsünü söyler.
1
Çırpınıp da şanoya da çıkınca
Eğlen şanoda da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakınca
Can telef ediyor bel Acem Kızı
2
Gözlerin olmuştur zemzem dolabı
Kaşın eder Beyrut ile Halep’i
Kıvrışmış saçların sırma kelebi
Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı
3
Amerika kurban çatık kaşına
Avrupa Belçika düşmüş peşine
İngiliz Fransız köle döşüne
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı
4
Seni gören âşık neylesin malı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi dil Acem Kızı
5
Seni gördüm yüreciğim sızılar
Ak gerdanda dizim dizim gaziler
Çark elinden çıkma gibi pazılar
Altın burma takmış kol Acem Kızı
6
Canım kurban olsun ikrar güdene
Belin ince boyun benzer fidana
Ateşine yanmış Tarsus Adana
Nasıl zil vuruyor el Acem Kızı
7
Şahin gibi yükseğinde düneğin
Avrupa’dan gelmiş cansız bineğin
Berber aynasından duru yanağın
Akıyor dudaktan bal Acem Kızı
8
Kaşlar arasında Zühre yıldızı
Seni görenlere düşer bir sızı
Gerdan beder beder dudak kırmızı
Açılmış yanakta gül Acem Kızı
9
Âşık Hüseyin’im söyler söz olur
Çok sallanma güzel sana göz olur
Mısır’ı Bağdat’ı versem az olur
Ara menendini bul Acem Kızı

diyerek dörtlüklerini tamamlar.  O zamanlar sahneye “şano” denirmiş. Bana olayı anlatan kişiye “şanova” neresi dediğimde sözcüğün “şano” olduğunu söyledi. Sahneye, dans edilen yere denirmiş. Âşık Hüseyin “şano” yerine şanova da demiş olabilir. Acem Kızının aslen nereli olduğunu bilmiyorum. Tahminim bu olay 1940’lı yıllarda geçmiştir. Ben türküyü çocukluğumda, türkü sohbetlerinde dinledim ve öğrendim. Muharrem Ertaş buralarda çok gezmiş, derleme yapmış. Kendisiyle tanışmıştım. Türküyü oğlu Neşet Ertaş meşhur etti. Ben bu türküyü kaydettiğimde Neşet Ertaş henüz türküyü söylememişti. Acem Kızı kimdir. Akıbeti ne olmuştur bilmiyorum. Ama Âşık Hüseyin ve onu Acem Kızını dinlemeye götüren Kadirli Ağaları Türk Halk Müziğine böyle bir türküyü kazandırmışlardır.”

İrfan Bey Âşık Hüseyin’le ilgili bilgileri bana ulaştırdıktan sonra, ben de konuyla ilgili nerede ne varsa ulaşmaya çalıştım. Daha önce tüm sayılarını asıllarından fotokopi maharetiyle çoğalttığım Çukurova’da Memleket  dergisinde tespit ettiğim Âşık Hüseyin geldi aklıma. Derginin tüm sayılarını tek tek karıştırdım. Âşık Hüseyin’le ilgili tüm yazılanları tespit ettim. Ayrıca Sn İrfan Can: Adana’da Geçmiştin Bugüne Âşıklık Geleneği  adlı kitaptaki Dr. Bülent Arı’nın kaleme aldığı Âşık Hüseyin’le ilgili yazının da fotokopisini göndermişti. Bülent Arı yazısında Âşığın hayatını: “Aslen Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindendir. Kesin olarak bilinmemekle beraber Elbistan’ın Altaş köyünden olduğu tahmin edilmektedir. O yörede Yemliha Oğlu Hüseyin olarak bilinmektedir.

Askerlik çağına gelinceye kadar köyünde yaşamış olan Âşık Hüseyin askere giderken nişanlanmıştır. Askerdeyken nişanlısının başkasına verileceğini duyar ve kaçıp köyüne gelir. Nişanlısını alıp Halep’e kaçarken Antep’teki birliğinin kaçtığından haberi olur ve yakalanır. Nişanlısını elinden alırlar. Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır (1333). Divan-ı Harbe verilir Mahkeme Antep’te yapılır. İdam kararı çıkar. Söz olarak aşağıdaki dörtlüklerle başlayan türküyü söyler binbaşı da onu affeder.

Akşamdan kaçtım sabahınan tutarlar
Cezası olanı hapse atarlar
Ben ölürsem nişanlımı satarlar
Kıyma Tahsin beyin nolur canıma

Askerliği bittikten sonra köyüne dönmez. Osmaniye ve Bahçe çevresinde köy köy gezerek, türkü söyleyerek günleri geçer. Âşık Deli Hazım ve Feymani’ye göre 1940’lı yıllarda Adana’da bir gazinoda meşhur Acem Kızı türküsünü söylemiştir. Mehmet Erkoçak ise Antep’te bir salonda bu türküyü söylediğini, bu türkü üzerine kızın dansözlüğü bıraktığını söyler. Âşık Faymani ise Çukurova’da saz çalmanın günah sayıldığı bir dönemde âşık Hüseyin’in gazinoda saz çalması sonucu Acem Kızı türküsünün ortaya çıktığını ifade etmektedir. Çukurova’da Memleket dergisinde âşığın 1930’da 30 yaşlarında olduğunu görüyoruz. Ölüm tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur” diyerek hayatı ile ilgili bölümü bitirmiş. Sonra şiirlerinden örnekler sunmuş. Örneklerden biri de Acem Kızı.
1
Çırpınıp da şanoya da çıkınca
Eğlen bu sahnede da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakınca
Can telef ediyor bil Acem Kızı
2
Kuş tüyünden olsun senin tüneğin
Avrupa’dan gelsin cansız bineğin
Berber aynasından duru yanağın
Akar yanağından bal Acem Kızı
3
Avrupa kurban olsun karakaşına
İngiliz Fransız değmez döşüne
Amerika Belçika düşmüş peşine
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı
4
Canım kurban olsun ikrar güdene
Belin ince boyun benzer fidana
Yanmış ateşine Tarsus Adana
Nasıl zil vuruyor el Acem Kızı
5
Şol elâ gözlerin zemzem dolabı
Kaşın eder Beyrut ile Halep’i
Kıvrışmış saçların sırma kelebi
Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı
6
Âşık Hüsey’nim böyle naz’molur
Çok sallanma tenhalarda göz olur
Mısır haznesini versem az olur
Sen de kıymatını bil Acem Kızı.

Seyirciler coşunca Âşık Hüseyin aynı ayakla türküsünü söylemeye devam eder.
7
Sallanma karşımda Urum’un kızı
Sade gözler değer koca Sivas’ı
İnci mi mercan mı bir fındık ağzı
Arada dengini bul Acem Kızı
8
Seni övmüş beylerinen gaziler
Gören yiğit yüreğinden sızılar
Çark elinden çıkmış gibi pazılar
Altın burma ister kol Acem Kızı
9
Seni gören yiğit terk eder canı
Yumunca gözlerden döker mercanı
Burnu fındık ağzı gayfe fincanı
Şeker mi kaymak mı dil Acem Kızı
10
Güvel ördek gibi gölden kakışın
Ağca ceren gibi çölde sekişin
Eğdirip boynumu şahan bakışın
Altın kemer ister bel Acem Kızı
11
Âşık Hüseyin’im böyle naz’molur
Sallanma sevdiğim sana göz olur
Mısır’ı Bağdat’ı versem az olur
Âşığın bahşişin ver Acem Kızı

diyerek dörtlükleri bitirir. Böylece Acem Kızı kervanına Neşet Ertaş ve Karslı Âşık Canani’den sonra Âşık Hüseyin de katılmış olur.

Acem Kızı türküsünün ünlenmesinde, dalga dalga Anadolu’ya yayılmasında öncü Neşet Ertaş’tır. Bu hakkı ona teslim etmek gerekir. Ama müziğin kime ait olduğu belli değildir. Adı geçen türküyü Neşet Ertaş kimden nasıl ve ne zaman öğrenmiştir. Bildiğimiz müzik kendisine mi aittir bilinmiyor. Bildiğimiz gerçek Acem Kızının sözlerinin kendisine ait olmadığıdır. Âşık Canani ve Âşık Hüseyin’den tespit ettiğimiz dörtlük tema, işleyiş, ayak ve hece ölçüsü bakımından aynı özellikleri taşımaktadır. Bu durumda Acem Kızı türküsündeki dörtlükler kime aittir.

Önce dörtlük sayısından başlayalım işe: Canani’ye ait olan dörtlüklerin sayısı yedi, Âşık Hüseyin adına yayımlananlar ise on ikidir. Âşık Canani adına yayımlanan dörtlüklerin yapısal özelliklerine baktığımızda Âşık Hüseyin’e ait olan dörtlüklere göre daha derli toplu. Dörtlüklerde döner ayak Acem Kızıdır. Acem deyince Anadolu insanının aklına Doğu Anadolu bölgemizin sınırları dışında kalan yerleşim birimleri akla gelir. Kısaca Acem bize İran’ı hatırlatır. Ölüm kime yakın / Hastaya yakın tabirinden meseleye bakarsak Karslı Canani’nin Acem Kızına şiir söylemesi, türkü yakması daha akılcı. Mehmet Gökalp’in ’ Şamova’sının Kars ili sınırları içinde bir ovanın adı olduğunu söylemesi, Şamovası’nın bozularak Şanova’sı olarak kayıtlara geçmesi sözlerin Canani’ye ait olduğunu doğrular mahiyettedir.

Âşık Hüseyin’in dörtlüklerindeki Acem Kızına söylenen dörtlükler varyete yapan, ya da oynayarak şarkı türkü söyleyen birisini akla getiriyor. Dörtlüklerdeki ayak ve sözcüklerin yerleşmesi Canani’ye göre dağınık. Bu da dörtlüklerin irticalen söylendiğinin bir kanıtı.

Çukurova’da Orta Toros Dağlarının İç Anadolu’ya bakan kısmı Urum (Rum)
olarak değerlendirilir. O yörenin insanlarına da Urumlu denir. Çukurova’da bu söyleyiş geçmişten günümüze varlığını korumuş, geleneğini de hâlâ sürdürmektedir. (Genç nesil bu söyleyişi bilmez.)  Âşık Hüseyin’deki “Sallanma karşımda Urum’un kızı / Sade gözler değer koca Sivas’ı” dizesi bizim bu tezimizi güçlendiriyor. Acem Kızının da Çukurovalı olmadığını, İç Anadolu bölgesi şehirlerden birinden olduğuna işaret ediyor.

Gazinoların, pavyonların sahnesine şano denilmesi, Acem Kızının şanoya çıkması, “Eğlen bu sahnede kal Acem Kızı” denmesi, kendini beğendirmek için şanoda zilleriyle çeşitli hareketler yapması Âşık Hüseyin’in dizesinde çırpınma olarak değerlendiriliyor. “Nasıl zil vuruyor el Acem Kızı” dizesi de tezimizi doğruluyor. “Yanmış ateşine Tarsus Adana” dizesindeki anlatım Âşık Hüseyin’in Kadirli civarında yaşadığını güçlendiriyor. Dörtlüklerin Ceyhan’da söylendiğine ışık tutuyor.

Şahin gibi yükseğinde düneğin. Ağca ceren gibi çölde sekişin Çark elinden çıkmış gibi pazılar / Altın burma ister kol Acem Kızı. /  Gerdan beder beder dudak kırmızı. / Güvel ördek gibi gölden kakışın. / Kuş tüyünden olsun senin tüneğin. / Kıvrışmış saçların sırma kelebi. /   Yumunca gözlerden döker mercanı. /Seni gördüm yüreciğim sızılar” dizeleri Çukurova’nın dil ve söyleyiş özelliklerini yansıtıyor.

SONUÇ: Acem Kızı türküsünün bestecisi kimdir. Âşık Feymani’nin: “Neşet Ertaş söylemeden, ünlendirmeden ben bu türküyü biliyordum” demesi, Neşet Ertaş’ın babasından bu türküyü öğrenmiş olabileceğini söylemesi doğru bir tespittir. Bu tespitler doğrultusunda türkünün beste ve güftesinin Neşet Ertaş’a ait olmadığı kesindir. Geriye Canani ve Âşık Hüseyin kalıyor. Sn. Mehmet Gökalp kendi beyanına göre Acem Kızı sözlerini Âşık Canani adına yayımlamış olabilir. Her iki ozanla ilgili söz, işleyiş, uyak ve ayaklar incelendiğinde dörtlüklerin Âşık Hüseyin tarafından söylendiği ihtimali daha ağır basmaktadır.

Biz yukarıda tespitlerimizi ortaya koyduk. Takdir sizlerin. Zaman; elbet bir gün dörtlüklerin gerçek sahibini ortaya çıkaracaktır.


1-İrfan Can, Çukurova’dan Dünyaya Kadirli. Mart 2006, S. 19. s. 64.
2-Türkülerin İsyanı Akçağ Yayınları 2003 Ankara S.
3-Halk Müziği Eserlerinde Hak Sahibi Tespit Ölçüleri Nasıl Olmalıdır? MESAM Halk Müziği Eserleri Sempozyumu 17– 18 Eylül 2005 İstanbul.
4-Bayram Bilge Tokel, Neşet Ertaş Kitabı, Akçağ Yayınları, Ankara 1999, s. 184 -1 85.
4-Folklor Edebiyat Dergisi, Mart 1997, S. 9, s. 97.  
6-Oyun Havaları ve Türküler-Neşet Ertaş- Nostalji: 1. Bayar Müzik Market A.fi. Kültür Dizisi adlı CD’de Acem Kızı türküsü detayında söz-müzik Neşet Ertaş adınadır. B. Bilge Tokel’in Neşet Ertaş Kitabının 278. sayfasında aynı türkünün söz-müziği: Selli Yusuf, Neşet Ertaş adınadır. Kayıtlar birbirini tutmuyor. Doğru tek olduğunu göre, biz hangisine inanacağız.
7-Emir Kalkan: XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri Antolojisi. Kültür Bakanlığı Yayınları No: 1295, s. 278, Ankara 1991.  
8-Türküde geçen Şamovası Kars ilinin Selim ilçesinde bir yörenin adıdır. http://duranerdogan.ktg.com.tr
9-Âşık Canani 1917 yılında Kars ilinin Selim’in ilçesinin Sipkor, şimdiki adı Yamaçlı olan köyde doğdu. Asıl adı Ahmet Çelik’tir. Âşıklık geleneğine ve şiire ilgisi küçük yaşlarda başladı. Dursun Cevlani’den bağlama dersleri aldı. 2000 yılında İzmir’de öldü ve orada toprağa verildi.
10-Çukurova’dan Dünyaya Kadirli, Mart 2006 S.19. s. 64.
11-Konuyu anlatan Kadirli’nin Azaplı köyünden Âşık Feymani ( Osman Taşkaya.) Derleme 1 Aralık 2005 / 13 Aralık 2005 tarihlerinde yapılan görüşmeler sonunda kayda geçirilmiştir.
12-Çukurova’da Memleket dergisi Adana Maarif Eminliğinin süreli yayın organlarındandır. Yörenin kültür değerlerinin kalıcılığının sağlanmasında önemli hizmetler yapmış olan dergi 34 sayı yayımlanmıştır.
13-Adana’da Geçmişten Günümüze Âşıklık Geleneği (Karacaoğlan – 1966) Altın Koza Yayınları Adana 2009.
14-Folklor Edebiyat Dergisi, Mart 1997, S. 9, s. 97.   




http://duranerdogan.ktg.com.tr/ahmetdulkadiroglu.htm


 

ÜNLÜ KARİKATÜRLER

Biraz eğlenmek ve güzel gülümseyişler için 

hemen tıklayın.

YÖNETİCİYE MESAJ

Mail göndermek için tıklayın.