Fıkra Yazdır E-posta
site - Gülümsetici

Dua

Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa`nin resmi önünde dua ediyor.
- "Tanrım anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver. Güle güle anneanne...
Bir anlam verememiş bu duaya... Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneanne sizlere ömür...
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
- "Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba..." Ertesi gün büyük baba da ölmüş...
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
- "Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba..."
Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmiş yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri... Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.
- "Ne oldu hanım?"
- "Bizim postacı", demiş hanım. "Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!"


ANNECİĞİM EVLENİYORUM

     Genç adam heyecanla eve gelmiş annesinin yanına giderek; 
     "Anneciğim, evlenmeye karar verdim ve hayalimdeki kadını buldum.
     Ancak senin de aynı fikirde olup olmayacağını merak ediyorum.
     Eğlence olsun diye yarın sana üç tane hanım arkadaşımı getireceğim.
     Bakalım hangisi ile evleneceğimi bulabilecek misin?"
     Anne merakla kabul etmiş, getir bakalım, demiş.
     Ertesi gün, genç adam yanında üç tane güzel hanımla eve gelmiş.
     Hep beraber oturmuşlar, sohbet etmeye baslamışlar.
     Bu arada anne çay, pasta servisi yaparken, sorular soruyormuş.
     Akşam olunca hanımlar izin isteyip, kalkmışlar.
     Genç, annesine dönerek; "Tahmin et bakalım. Hangisiyle evleneceğim?"
     Anne, büyük bir kararlılıkla; "Kızıl saçlı olanla evleneceksin"
     Genç çok şaşırmış; "Nasıl olur, nasıl tahmin ettin? Tam isabet"
     "İçlerinden bir tek onu sevmedim"

MECNUN

     Temel Fadime'yle tiyatro gişesine gitmiş:
     - Pize içi pilet lütfen. 
     - Leyla ile Mecnun için mi?
     - Hayir Fadime'yle penum için.

MUAYENE

     Adam karısı ile birlikte doktora muayene olmaya gider. Muayene biter ve doktor odasından çıkarak kadının yanına gelir ve Kocanızın ölmemesini istiyorsanız şu kağıda yazdıklarımı uygulayacaksınız der:
     1- Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve ise mutlu gitmesini sağlayın
     2- Ögleleri eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin, böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesine yardım edin.
     3- Akşamları eve geldiğinde yemek özellikle güzel olmalı. Eve gelince eline bir kadeh içki verin dinlenmesini sağlayın.
     4- Haftada en az üç kere birlikte olun, eğer isterse daha fazla birlikte olun. Ve tamamıyla tatmin olduğundan emin olun.
     - "Eger bu dediklerimi harfiyyen uygularsanız kocanızın sağlık yönünden hiçbir problemi olmayacak" der doktor.
     Eve geldiklerinde adam karısına sorar,
     - "Ne dedi doktor sana?"
     - "... ölecekmişsin..

MOTOR

     Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek: 
     - "Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım!!. Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?"
     Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:
     - "BUNLARIN HEPSİNİ MOTOR ÇALIŞIYORKEN YAPMAYI DENESENİZE!!!"

İNSAN PSİKOLOJİSİ 

Adam barda gördüğü güzel bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaştı ve, 
     - Biraz konuşabilir miyiz, acaba? dedi. Kız birden haykırdı:
     - Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!
     Adam utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve masasına oturdu. Bir süre sonra kız ona yaklaştı. Gülümseyerek,
     - Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyordum...  dedi...
     Adam avaz avaz bağırarak cevap verdi:
     - Nee? Gecesi 200 dolar mı? Deli misin sen?

KÜÇÜK ALİ

Küçük Ali okula başladığından beri her gün ögretmeni Aysel hanıma gidip,
- "Öğretmenim beni yanlış sınıfa koydunuz, benim yerim birinci sınıf değil, ablam üçüncü sinifta ama ben en az onun kadar akıllıyım, hiç olmazsa beni üçüncü sınıfa alın." diye şikayet edermiş.
Bundan sıkılan Aysel ögretmen bir gün Ali'yi kaptığı gibi okul
müdürüne çıkmış ve olayı anlatmış. Okul müdürü:
- "Peki" demiş, "Bu çocugu bir imtihan edelim, yeri üçüncü sınıfsa o sınıfa koyalım" ve baslamış sorgulamaya,
- Iki kere iki?
- Ali hemen "Dört" demiş,
- "Sekiz kere dokuz?"
Ali hemen
-"Yetmis iki" demis,
-"Kaç mevsim var?"
Ali hemen
-"Dört" demis.
Bu sirada Aysel hocada
- "Müsaade ederseniz bir kaç soruda ben sorayim" demis ve sormus:
- "Söyle bakalim Ali, ineklerde dört tane ama bende iki tane var, bu nedir?"
Ali hemen
-"Ayak" demis, Aysel hoca sormuş
-"Peki senin pantolonunda olupta benim pantolonumda olmayan şey nedir?" Ali hemen yanitlamis
-"Cep".
Bunun üzerine Aysel hoca dönmüs müdüre,
-"Üçe koyalım hocam" diyecekken
Müdür, Aysel hocanin sözünü kesmiş,
-"Hocam, bu çocugu üçe degil beşinci sınıfa koyalım, zira son iki suale ben doğru cevap veremedim"

AYAĞA KALKSIN

Okula yeni gelen öğretmen ilk dersinde ögrencilere ilginç
bir çağrıda bulunmuş:
- Kendini geri zekalı hisseden varsa ayağa kalksın.
Sınıfta çıt yok. Nihayet biri kalkmış:
- Sen kendini geri zekalı mı hissediyorsun?
- Hayır, demiş çocuk, ama sizin tek başına ayakta kalmanıza gönlüm razı olmadı da

KADEŞ SAVAŞI

Tarih dersinde öğretmen birini tahtaya kaldırmış ve sormuş:
-Oğlum Kadeş Savaşını kim yaptı?
Çocuk hemen yanıtlamış:
-Hocam vallahi billahi ben yapmadım.
Hoca sinirinden çıldıracak. O sinirle dışarıya çıkmış, koridorda Matematik öğretmenini görmüş ve durumu Matematik öğretmenine anlatmış:
-Hoca hanım bu öğrenciler beni çıldırtacak; Kadeş Savaşını kim yaptı diye soruyorum, vallahi billahi ben yapmadım diye yanıt veriyorlar, çıldıracağım.
-Hocam üzülmeyin çocuktur bunlar hem yaparlar hem de yapmadım derler. Tarihçinin sinirleri iyice tepesine çıkmış ve soluğu Müdür Beyin odasında almış.
-Müdür Bey bu nasıl bir okul, ne öğrencisinde hayır var, ne de öğretmeninde; öğrenciye Kadeş Savaşını kim yaptı diye soruyorum, ben yapmadım diyor, öğretmene durumu anlatıyorum, bunlar çocuktur hem yaparlar hem de yapmadım derler diyor, kafayı yiyeceğim.
Müdür Bey: Siz hiç kendinizi üzmeyin Hocam, bunda merak edilecek birşey yok, şimdi Bakanlığa bir yazı yazar ve Kadeş Savaşını kimin yaptığını sorarız. Tarih Öğretmeni aldığı yanıt ile oracığa yığılıp kalmış ve Müdürden bir hafta izin almış.
Bir hafta sonra Bakanlıktan bir yazı:
Bu yıl ödenek olmadığı için Kadeş Savaşı yapılamayacaktır. Bilginize.

ARABA

Bir hafta sonu, bir makine mühendisi, bir elektronik mühendisi ve bir bilgisayar mühendisi üç arkadaş arabayla, dağ evine pikniğe gitmek isterler. Giderlerken ıssız bir yerde arabaları bozulur. Hepsi de bunun nedeni hakkında kendi meslekii tecrübelerini de katarak yorum yapmaya başlarlar.
Makine mühendisi:
-Bunun mutlaka mekanik bir arızası vardıır. der.
Elektronik mühendisi:
- Yok yok bunun ateşlemesinde bir problem var, bujilerini temizleyelim. der.
Bilgisayar mühendisi ise şöyle konuşur:
-Çıkıp bidaha girelim belki düzelir !!!

BİZ BURADA DELİLİKTEN YATIYORUZ.

Adamın biri yolda giderken, arabasının lastiği tam tımarhanenin önünde patlar.
Sonraki işlem malum Kriko, stepne, bijon anahtarı derken
Söktüğü 4 adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.Talihsiz sürücü
bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker.
.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli,
çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra seslenir;

- Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?

- Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.

- Düşündüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane. Hepsi 3 bijonlu olsun.
Seni, lastikçiye kadar idare eder.

Adam bir lastiklere bakar bir de deliye ve hemen işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı, deliye takılır.
Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar.
Akıl hastanesindeki adama seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?

Delinin verdiği cevap müthiştir:
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil

 Mısır..


Tanrı, liderleri toplar:
— Size dünyanın sonunun geldiğini bildirmek için geldim. İki gün süreniz var. Şimdi gidin, halklarınıza haber verin!! der ve ortadan kaybolur.
Üç lider, ülkelerine geri döner ve televizyonlardan halklarına seslenir.
Beyaz Saray’dan halkına seslenen Obama:
— Sevgili Amerikalılar! Size bir iyi, bir de kötü haberim var. İyi haber, Tanrı’nın varlığını sizin için doğruladım. Kötü haber ise Tanrı bana iki gün sonra dünyanın sonunun geleceğini söyledi!
Putin televizyona çıkar:
— Rus Halkına!! Çok üzgünüm, size kötü iki haberim var. Birincisi Tanrı var, yani geçen yüzyıl inandığınız her şey yanlış. İkincisi dünyanın iki günlük ömrü var.
Ve Kahire. Mübarek televizyondan Mısırlılara seslenir:
— Mısırlılar!! Size iki harika haberi vermek için buradayım. İlk olarak, Tanrı ile çok önemli bir buluşmadan geliyorum. İkinci iyi haber; o, bana dünyanın sonuna kadar sizin başkanınız olarak kalacağımı söyledi.


 

 Temel ve gazete

       Masada gazetesini okuyan Temel'e karısı Fadime demiş ki,     
        “Uyyy heruf, ha keşke pen de gazete olsaydum... Bütün gün penu da elinde tutar purakmazdun!
        Temel, “ha keşke olsaydun.. Her gün yenisunu alirdum...

 

 HAYALET ARABA

Temel, karanlık ve fırtınalı bir gecede otostop çekmektedir. Yağmur o kadar şiddetlidir ki, bir metre ilerisini zor görülmektedir. Temel, yaklaşan bir otomobilin farını güçlükle fark eder, otomobil bizimkinin önünde biraz duraklar gibi olunca kendini arabaya atar ve hemen kapıyı kapatır, önüne döndüğü anda irkilir.
Direksiyonda kimse yoktur! Araba, çalışmadığı halde, yavaşça hareket etmeye başlar. Temel tırsar, korku içinde titremeye başlar, ileride bir viraj vardır, araba uçuruma doğru gitmektedir. Bir taraftan ağlarken, diğer taraftan da dua etmeye başlar... Uçuruma gelmek üzereyken, direksiyonda bir elin belirdiğini ve arabanın virajı döndüğünü görür.
Kafayı sıyırmak üzeredir, sonraki birkaç virajda da aynı el arabayı yönlendirir! Temel bütün cesaretini toplayıp ani bir hareketle kapıyı açar ve kendini arabadan dışarı atıp, en yakın ışıklara doğru koşmaya başlar.
Köye girdiğinde hala zangır zangır titremektedir. Hemen köy kahvesine dalar ve kahvedekilere anlaşılmaz seslerle başından geçenleri anlatmaya başlar.
Ortalığı bir sessizlik kaplar...
Bir süre kadar sonra, yağmurdan iyice ıslanmış, sanki çamura bulanmış iki kişi, nefes nefese kahveye girer.
Girenlerden biri Temel’i görür görmez yanındakine döner ve şöyle der:
"Aha bak! Biz arabayı iterken binen kazma buydu işte!"

 

TELEFON

Bir golf kulubünün soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş. Ortada duran bir cep telefonu çalmıs. Yakınındaki bir adam hands-free konuşma düğmesine basmış ve giyinirken konuşmaya başlamış.
Adam: Alo!!
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süpper bir deri ceket gördüm. 1000 Dolarcık. Alabilir miyim?
Adam: Olur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2002 modelleri gelmiş, tam istediğim renkte bir tane buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 bin dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama...
Kadın:Yaşasınnn! Bir şey daha var. Geçen sene beğendiğimiz ev yine satılık ve 450 bin dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 bin dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni... Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner ve sorar:
"Bu telefon kimin, bilen var mı?"

 

KURBAN

 Kurban bayramında Temel ile, Fadime kurbanlık almaya gitmişler.
Gezmişler gezmişler temel yorgunluktan: yeter kurbanın olayım yeter demiş.
Fadime dayanamayıp:
üzgünüm ama bu yıl öküz kesmeyeceğim demiş.

 

ALLAH VERSİN

Nasrettin Hoca evinin çatısını onarırken bir adam kapıyı çalar. Hoca yukarıdan,
-Ne istiyorsun, diye seslenir.
Adam yanıt verir:
-Hele bir aşşağı gel.
Hoca aşşağıya inince, adam,
-Allah rızası için bir sadaka, der.
Hoca bu durume çok sinirlenir. Ama belli etmez. Adama,
-Yukarı gel, der.
Adam, Hoca ile çatıya kadar çıkar. Tam çatıya vardıklarında Hoca adama
-Allah versin, der.

 

BOŞ YER

Adam stadta yerini almış. Aldığı bilet tribünün en uzak köşesinde. Yerine oturmuş birinci devreyi güç bela seyretmiş. O arada ön tarafta tam ortada bir koltuğun boş olduğunu fark etmiş. Devre arasında sıralar arasından geçip o boş yere ulaşmış. Yan koltuktaki adama sormuş:
- "Burası boş mu?"
- "Boş, demiş adam..."
- "Nasıl oluyor bu tıklım tıklım dolu stadda boş yer kalmış..."
- "Orası benim eşimin," demiş adam, "aylar önce bu maç için almıştık. Ama eşim vefat etti..."
- "Çok üzüldüm," demiş bizimki, "ama dost ve akrabalarınızdan birine neden vermediniz bileti?" Adam kafasını hüzünle sallamış;
- "Onların hepsi şu anda cenazede"

 

JUAN

juan, motosikleti ile meksikasınırına gelir. arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar. juan, "yalnızca kum" diye yanıt verince polis,"aç bakalım çantaları" der. juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada !bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur ! polis,
çantalarını juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.
ertesi gün juan motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. polis juan'ı gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır. bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !
bir gün emekli polis meksika'da bir barda otururken juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır; "senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. çıldıracağım. geceleri uyku
uyuyamıyordum senin yüzünden. lütfen anlat bana ne kaçırdığını. aramızda kalacağından emin olabilirsin". juan gülümseyerek yanıtlar, "motosiklet"!

 

İKİ YAHUDİ

iki yahudi arkadaş, piyasayı araştırmışlar ve o sene haki renkli kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. bütün varlıklarını paraya çevirdiler. Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü. İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Bir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi:
-siz de haki renkte kumaş var mi? dedi
-evet albayim var, gösterelim dediler.
albay,
-bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. ancak tabii ki benim tek basıma beğenmem yetmez. generalimin de oluru lazım. bana bir parça numune verin. yarin öğlen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz.
o gece bitmek bilmedi. "ya iptal olursa" diye düşündüler. ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postacıyı beklediler. gelmesin diye dua ederek. 12'ye 5 kala postacı sokağın kösesinden gözüktü. "belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler. ancak postacı gelip kapılarını çaldı.
mois, büyük bir kederle koltuğa çöktü. aron da çaresiz kapıyı açtı. postacının elinde bir telgraf vardı. aron titreyen elleri ile telgrafı açtı, okudu ve sevinçle seslendi: "müjde mois, baban ölmüş!.."

 

MÜHENDİS EŞŞEK


Birgün amerikalının biri Türkiye'ye gezmeye gelmiş biyerde durmuş bide bakmış bizim köylüler ellerinde kazma kürek habire kazıyorlar
sormuş
-ne yapıyorsunuz siz böyle?
köylü:
-yol yapıyoruz demiş
amerikalı bakmış en önde birde eşşek var merak etmiş yine sormuş:
-peki o eşek neyapıyor öyle en önde?
köylü:
-o demiş buradaki yolları iyi bilir o önden yol gösteriyor biz peşine kazıyoruz
amerikalı gülmüş:
-pekii o eşek olmasaydı ne yapacaktınız? demiş
köylü biraz düşündükten sonra:
-o zaman amerikadan mühendis getirtirdik demiş

 

EVLİLİK İNSANI NE HALE GETİRİYOR?

Biri nişanlı, biri evli, biri de sevgilisi ile birlikte yaşayan 3 kadın konuşurken erkeklerine fantezi yaşatmaya karar verir,
üçü de aynı şeyi giyecek ve ne olduğunu birbirlerine anlatacaktır. 
 
Kıyafet siyah deri bustiyer, jartiyer ve siyah maske olarak seçilmiştir,
2 gün sonra buluştuklarında önce nişanlı olan kadın anlatır:

Deri bustiyeri giydim, jartiyeri taktım, maskeyi de takıp nişanlıma kapıyı öyle açtım,
beni görünce 'sen benim hayatımın kadınısın' dedi ve bütün gece seviştik.

Sevgili olan da 'ben de giyindim, maskeyi de takıp, üstüme bir pardesü geçirdim, onun ofisine gittim,
içeri girip kapıyı kapatıp pardesüyü açtığımda hiçbirşey demeden beni masaya yatırdı ve bütün gece seviştik'

Evli olana dönerler, o da anlatır:
"Ben de çocukları anneme yolladım, ışıkları kıstım, jartiyer ve deri bustiyeri giyip maskeyi taktım,
kocama kapıyı öyle açtığımda bana "Selam Batman, bu akşam yemekte ne var?" dedi.

 

SOBA

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır.
Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar.
Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır.
Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir.
Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı: -Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.
Fizikçi: -Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.
Jeolog: -Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.
Matematikçi: -Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.
Antropolog: - Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.
Adam cevap verir:
- Boru yetmedi!!!!!

ŞAKA YAPIYORSUNUZ

Adamın biri gazetede gördüğü seçkin bir şirketin
iş ilanına başvurur ve kısa bir süre sonra da
görüşmeye çağırılır.
Görüşme olumlu geçer ve prensipte anlaşıldıktan sonra
çalışma koşullarına gelindiğinde müstakbel patronuyla aralarındaki
konuşma şöyle gelişir.
A: Beyefendi bilmeniz gereken bir mevzu var ki, ben 5
bin dolardan
aşağı bir ücretle çalışmam
P: aman efendim dert ettiğiniz şeye bakın biz zaten
7500 dolardan aşağı maaş vermiyoruz kimseye..
A: Harika! ancak bir mevzu daha var ki bana tahsis
edeceğiniz
araba iyi bir araba olmalı üstelik son model.. zira başka türlü çalışamam..
P: hah hah haa hiç merak etmeyin biz zaten bütün
çalışanlarımıza
jip veriyoruz. üstelik chrysler..
Adam gittikçe hem sevinmeye hem de endişelenmeye
başlar, ama böyle
bir fırsatta ele geçmez deyip devam eder konuşmasını
sürdürmeye..
A: peki yalnız çalıştığım ortam stresli olursa ben
verimli
olamam.. bu nedenle sadece benim için çalışacak bir hizmetli ve bir de özel
asistan ile yardımcı istiyorum.. Müstakbel patron
aynı rahatlıkla cevap verir..:
P: Bu konuyu da düşünmeyin efendim zaten şirketimizin
bir reviri bu revirde istihdam edilmiş her bir çalışan
için özel hizmet verecek masözlerimiz var...
Adam artık iyice afallamıştır ve dayanamayıp sorar:
Şaka yapıyorsunuz herhalde?!"
Patron cevap verir: Ama önce siz başlattınız...!

TEŞHİS

Profesör, öğrencileri ile birlikte Karadenizli hastanın yatağının başına gitmiş.. Onlara yeni bir hastalığn belirtilerini öğretecek..
Yatakta bitkin, kendinden yarı geçmiş vaziyetteki hastayı göstererek konuşmaya başlamış:
"Bakın yüz rengi sarıya yakın.. Gözler içeriye doğru çökmüş, o yüzden burun daha sivri görünüyor.."
"En fazla değişik kas yüzümüzdedir.. Bakın kaslar tepki vermediğinden ifade anlamsız.. Çene aşağıya sarkmış duruyor..."
Hasta da öğrenciler gibi dikkat kesilmiş dinliyor..
Profesör bu bir batın sendromu belirtisidir diyecekken, yerinden zorlukla dikilmeye çalışan hasta fırsat vermemiş..
Zor bela mırıldanmış:
''Sen sançi tünya cüzelisun.."

KUSUR

Minik kiz elinde karnesiyle evden içeri girmiş. Karnesini babasına göstermiş. Babası bir bakmış baştan aşağı hepsi pekiyi, bir iki tane de iyi var, ama ögretmen karnenin altına şöyle bi not düşmüş:

- "Çok akıllı ve yetenekli bir çocuk fakat bir kusuru var, derste çok konuşuyor. Buna nasıl son verebileceğimiz hakkında fikirlerim var, en kısa zamanda siz velisiyle de paylaşmak istiyorum"

Baba bunun üzerine karneyi imzalamış ve ögretmenin görüşlerinin altına kendi de bi not düşmüş:

- "Lütfen paylaşalım, çünkü işe yararsa ben de annesinde uyguluyacağım.."

  

 KİM DUYMUYOR
     Adam doktora gider :
     -Doktor bey, galiba karımda işitme kaybı basladı. Ne yapabiliriz?  
     Doktor :
     -Eve gittiğiniz zaman, karınızın arkasında, biraz uzakta durun. Normal bir sesle ona soru sorun.
     Eğer sizi duymazsa biraz daha yaklaşın ve sorunuzu tekrarlayın. Hangi mesafede duydugunu tesbit edelim,
     ona göre bir tedavi uygularız.
     Adam eve döner. Karısı mutfakta yemekle uğraşmaktadır. Adam mutfağın kapısında durur ve normal bir sesle :
     - Hayatım, ne yiyoruz bu akşam? diye sorar.
     Karısı cevap vermez. Adam bir iki adım atar ve bir kez daha sorar :
     - Hayatım, ne yiyoruz bu akşam?
     Karısı yine cevap vermez. Adam kadının dibine kadar gelir ve tekrarlar :
     - Hayatım, ne yiyoruz bu akşam?
     Karısı öfkeyle dönerek cevap verir :
     - Üçtür köfte diyorum ya!


    HAYAT ARKADAŞI
      Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından
     içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.
     Derken amca, kasaya gidip 1 hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.
     Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,
     sonra bütün patatesleri tek tek sayarak onlarında yarısını teyzeye vermiş,
     sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş,  
     önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş. Herkes ne
     tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyomuş.
     Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor,
     kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş. Sonunda
     orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:
     -Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadim lütfen izin verin size bir menü kendim ısmarlayayım.
     - Yaşlı amca teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve herşeyimizi işte böyle
      paylaşırız demiş.
     Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:
     -Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi
     patateslerinizi yemiyorsunuz,neyi bekliyosunuz?
     Yaşlı teyze cevap vermiş :
     -Dişleri...!!!

Kadın Zekası

Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur.

Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp:
-"Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir
işarettir" der.

Müthis¸ heyecanlanan adam: "Evet, galiba haklısın" diye cevap verir şaşkınlıkla.

-"Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız" diye devam eden kadın, şarap şişesini adama uzatır.

Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri
uzatır.

Bunun üstüne adam sorar:
-"Sen içmeyecek misin?" Kadın cevap verir:

- "Hayır ben polisi bekleyeceğim"

 

RÜYA

 14 şubat sabahı kadın uyanır uyanmaz;
— Kocacığım! Rüyamda ne gördüm biliyor musun, akşam eve elinde çok güzel bir paketle geliyorsun…
—Eee
— Ben de paketi heyecan içinde açıyorum ve içinden ne çıkıyor biliyor musun?
— Eeeee!!!
…— Bir inci kolye! Sence bunun anlamı ne olabilir?
Adam gülümser:
— Bu akşam öğrenirsin sevgilim, der.
Akşam olur adam elinde güzel bir paketle eve gelir.. Kadın gözlerine inanamaz; çok heyecanlanır:
- Kocacığım sen bir harikasın!..
Kadın paketi aceleyle açar.. Kutunun içinden bir kitap çıkar. Üzerinde;
“RÜYA TABİRLERİ” yazmaktadır!! :))


PATRON VE ÇOCUK
     Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden birinin evine telefon etmesi gerekir. 
     Adamın evine telefon eder ve karşı taraftan fısıldayan bir çocuk sesi "Alo" der.
     Patron sorar "Baban evde mi?"
     Çocuk fısıldayarak cevap verir "Evet"
     Patron sorar "Onunla konuşabilirmiyim?"
     Çocuk fısıldayarak cevap verir "Hayır"
     Patron şaşırarak "Peki annen evde mi?"
     Çocuk fısıldayarak "Evet"
     Patron , "Peki onunla konuşabilirmiyim?"
     Çocuk yine fısıldayarak "Hayır"
     Patron çocuğun cevapları karşısında şaşırır ve en iyisinin bir büyükle konuşmak olacağını düşünerek sorar,
     "Orada başka kimse var mı?"
     "Evet" der çocuk fısıldayarak , "Bir polis memuru var"
     Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen adam sorar
     "Memur beyle konuşabilir miyim?"
     "Hayır" der ufaklık, "Şu anda meşgul"
     İyice meraklanan patron: "Neyle meşgul?"
     Çocuk fısıldayarak cevaplar: " Annemle babamla ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor"
     Meraklanan ve endişelenen patron , telefondan gittikçe artan bir gürültü duyar "Bu ses de ne? Diye sorar.
     "Bir helikopter" der çocuk, hala fısıldayarak.
     Panikleyen patron: "Neler oluyor orada" diye sorar
     Çocuk hala fısıldayarak: "Arama kurtarma timi geldi"
     Patron endişeli ve neler olduğunu bilmemenin kızgınlığı içinde: "İyide neyi arıyorlar"
     Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak cevap verir "Beniiiii"

KEZBAN
   Adamın biri bir lokantaya girer, garson gelir, adam çatal bıçağı şöyle bir koklar
   - Ooo der, bugün taskebap harika 
   Garson siparişi alıp aşçıbaşına sorar 
   -Günün en güzel yemeği ne?
   -Taskebap
   Garson "vay anasını der" 
   Üç gün sonra adam aynı lokantaya gelir, gene çatalı bıçağı koklar
   - Ooo der, karnıyarık enfes
   Garson gene sorar açşıbaşına en güzel yemeği,
   tabii karnıyarık!..
   Birkaç gün sonra adam gene gelir, garson adamı görünce fırlar, çatal bıçağı kapar, bulaşıkçı kadına gider
   - Yahu Kezban şunları bi kıçına sürtsene
   Ve götürür adamın masasına, koklar gene bizimki çatalı bıçağı ve gözleri açılır
   - Yahu Kezban, burada mı çalışıyor?

ARAŞTIRMA
   Kadınlar üstünde yapılan bir araştırmada: 
     Bir kadın bütün gece eve gelmememiş ve kocası, eve geldiğinde nerede olduğunu sormuş.
     Kadın bir arkadaşında kaldığını söylemiş. Erkek buna inanmayıp kadının en samimi olduğu 10 kadın arkadaşını aramış ve karısının kendilerinde kalıp kalmadığımı sormuş.
     Kadınların hiç biri kendinde olduğunu onaylamamış.

   Erkekler üzerinde yapılan bir araştırmada ise:
     Bir erkek eve bütün gece gelmemiş. Ertesi sabah karısı nerede olduğunu sormuş ve erkek, arkadaşında kaldığını söylemiş.
     Kadın inanmamış ve erkeğin en samimi 10 arkadaşını aramış.
     Erkeklerden beşi, kadının kocasının kendisinde kaldğını onaylamış.
     Diğer beşi ise kadının kocasının hala kendisinde olduğunu iddia etmiş.

SENFONİ ANALİZİ
     Bir sanayi şirketinin Genel Müdürü ve aynı zamanda bir Kültür Vakfınca kurulan Senfoni Orkestrası'nın Yönetim Kurulu Başkanı, o ayın konseri olan Schubert’in "Bitmemiş Senfonisi'ne gidemediğinden yerine şirketin verimlilik uzmanını gönderir.
     Ertesi hafta, verimlilik uzmanından bir teşekkür ve değerlendirme raporu alır:
     "Sayın Genel Müdürüm"
     * 4 Obuacı, konserin önemli bir zaman diliminde boş oturmuşlardır. Bunların sayısı azaltılmalıdır ve diğerlerinin konsere daha çok katkısı sağlanmalıdır.
     * 12 kemancı aynı anda aynı hareketleri yapmakta, aynı notaları seslendirmektedir. Burada da personel tasarrufu şiddetle tavsiye ediyorum.
     * Özellikle 16'lık notaların çalınması oldukça gereksizdir. Çünkü izleyiciler 8'lik notalarla 16'lık notalar arasındaki farkı anında hissedememektedirler. Dolayısıyla 8'lik notalarla eser icra edilmeli, yüksek ücretli keman ustaları yerine stajyerler kullanılarak masraflar düşürülmelidir.
     * Yaylı sazlarla işlenen pasajların, nefesli sazlarla tekrarının yol açtığı gereksiz tekrarlamalar önlenebilir. Böylece 2 saatlik konser de 20 dakikaya inmiş olur.
     * Eğer Schubert bütün bunları bilmiş olsaydı, Bitmemiş Senfoni, bitmiş olurdu.
     Saygılarımla....."

AKILLI ER
      Bir albay, bir er, bir yaşlı kadın ve bir de genç kız trende, aynı kompartmanda yolculuk etmektedir.

  Tren bir tünele girip kompartman karardığı zaman, MUCUK bir öpücük sesi ve ardından ŞIIRRRRAAAK ! diye bir tokat sesi duyulur. Tünelden çıktıktan sonra yaslı kadın "Aferin genc kıza Nasıl yapıştırdı tokadı" diye düşünmekte ve kafasını sallamaktadır.
     Genç kız da "Zevksiz herif bu morukta ne buldu ki , bi de öpmeye kalktı ama kadın da iyi yapıştırdı " diye düşünmektedir.
     Albay ise sızlayan yanağının acısıyla, "Ulan bizim eşoğlusu er, kızı öptü. Tokadı biz yedik" diye yanarken er de içinden şöyle düşünmektedir:
     "Hehe hee. Aferin lan bana. elimi öpüp nasıl yapıştırdım tokadı albaya..


 

ELEKTRİK ALAMAMIŞ
     Temel of çekiyormuş, Dursun ne oldu Temel demiş.
     - Of ula of, Fadimeden hiç elektrik alamayrum 
     - Evlenduğunden beri mi alamaysun yoksa yaşlanduğundan beri mi eletkrik alamaysun?
     - Evlenduğumden beri alamayrum
     Dursun.
     - Oyy ula Temel nasi dayandun bunca yildu?
     - Kaçak elektrik kullaniyrumm daaa!

 

 Kasırgayı Nasıl Başlattın?

Tatil köyünde bir Amerikalı ile tanışan Türk işadamı adamı sohbet ediyorlar. Bizimki anlatıyor:
- Böyle bir tatil aklımdan bile geçmezdi. Bir yangın fabrikamı kül etti. Sigorta paramı ödeyince, “Oğlum dedim, bunca yıl eşek gibi çalıştın da ne oldu? Şimdi tatil zamanı”, dedim ve bu tatile çıktım.
- Tesadüfe bak, demiş Amerikalı… Benim de çok iyi iş yapan bir restoranım vardı. Bir kasırga taş üstünde taş bırakmadı. Sigorta paramı ödeyince ben de bu tatile karar verdim.
Epey bir zaman geçtikten sonra, sessizliği bizim iş adamı bozmuş:
- Yahu anlatsana, sen kasırgayı nasıl başlattın?

 

 EVLİLİK İNSANI NE HALE GETİRİYOR?

Biri nişanlı, biri evli, biri de sevgilisi ile birlikte yaşayan 3 kadın konuşurken erkeklerine fantezi yaşatmaya karar verir,
üçü de aynı şeyi giyecek ve ne olduğunu birbirlerine anlatacaktır.
 
Kıyafet siyah deri bustiyer, jartiyer ve siyah maske olarak seçilmiştir,
2 gün sonra buluştuklarında önce nişanlı olan kadın anlatır:

Deri bustiyeri giydim, jartiyeri taktım, maskeyi de takıp nişanlıma kapıyı öyle açtım,
beni görünce 'sen benim hayatımın kadınısın' dedi ve bütün gece seviştik.

Sevgili olan da 'ben de giyindim, maskeyi de takıp, üstüme bir pardesü geçirdim, onun ofisine gittim,
içeri girip kapıyı kapatıp pardesüyü açtığımda hiçbirşey demeden beni masaya yatırdı ve bütün gece seviştik'

Evli olana dönerler, o da anlatır:
"Ben de çocukları anneme yolladım, ışıkları kıstım, jartiyer ve deri bustiyeri giyip maskeyi taktım,
kocama kapıyı öyle açtığımda bana "Selam Batman, bu akşam yemekte ne var?" dedi.

 

Test

Kaynananın birisi 3 damadından hangisinin kendisini en çok sevdiğine karar vermek için hepsini denemeye karar vermiş..

En büyük damadını alıp bir uçurumun kenarına gidip kendini denize atmış, damadı da hemen peşinden atlamış kurtarmış.
Ertesi gün damat sabah işe giderken kapının önünde bir zarf karşıda da bir Porsche, zarfın içinde anahtarı ve bir not: "Kayınvalidenden sevgilerle..."

Sonra sıra ortanca damadına gelmiş, aynı testi uygulamış, ortanca damat da denize atlayıp kayınvalidesini kurtarmış.
Ertesi gün ortanca damat sabah işe giderken onun da kapısının önünde bir zarf karşıda da yine bir Porsche, zarfın içinde anahtarı ve bir not: "Kayınvalidenden sevgilerle..."

Sıra küçük damada gelmiş testi tekrarlamış ama damat denize atlamamış.
Ertesi gün damat sabah işe giderken kapının önünde bir zarf karşıda da Porsche'lardan iki kat pahalı bir Ferrari, zarfın içinde anahtarı ve bir not: "Kayınbabandan sevgilerle.."

 

 Şoförüme Sorsam o Bile Bilir
     
vakt-i zamanında einstein çeşitli ülkelerde konferanslar veriyormuş. 1 ayı aşkın soförüyle bu şehir senin bu ülke benim gezmişler ve şoför de demiş ki:'' efendim her konferansta hemen hemen aynı şeyleri anlatıyorsunuz. yani ben bile ezberledim artık, en az sizin kadar konferans verebilirim ben de.'' demiş. bizim albert da: ''tamam o zaman, nasıl olsa gideceğimiz yerde kimse beni tanımıyor sen çık ver konferansı.'' demiş. mırındı kırındı kabul etmiş şoför.

şöför çıkmış aslanlar gibi vermiş konferansı. alkış kıyamet kopmuş salonda. öğrenciler tebrik ediyor, elini sıkıyorlarmış şoförün. sonra zıpçıktının biri komplike bi denklem gösterip: '' hocam sizce bunun sonucu ne olur?'' demiş. albert bıyık altından gülmüş şoföre. bizim şoför de gayet samimi:

- sen ne bölümünde okuyorsun bakim?'
- tıp okuyorum hocam ben.
- belli ki zeki bi öğrencisin ama bu soruyu bilememene şaşırdım. bak bunu şoförüme sorsam o bile bilir.

şoförü çağırmış:'' sor bakalım şimdi.'' demiş. şoför zank diye çözmüş soruyu. tabi herkes dumur olmuş. ardından hemen: '' hadi artık yola çıkalım efendim.'' deyip einstein'ı alıp gitmiş. 


HEDİYE

Karadenizliler, bir konferans düzenlerler. Bu konferansa konuşmacı olarak ünlü bir Amerikalı bilim adamı da davet edilir. Amerikalı konuk, bir hafta erken gelir, hem tatil yapar hem de Türkleri yakından tanıma fırsatı bulur. Karadenizliler ile Amerikalı bilim adamı hemen her konuda anlaşırlar, uyum içinde konferans biter. Ayrılık günü gelir, Karadenizlileri alır bir düşünce. Biz bu değerli bilim adamına ne alalım?
Aralarında toplanırlar, başkan konunun önemini vurgulamak için der ki: Biz bu Türk dostu, değerli bilim adamına nasıl bir hediye alalım ki bizi unutmasın? Hem kullanışlı bir şey olsun, hem her eline aldığında bizi hatırlasın? Salonda kısa bir sessizlik olur, arka sıralardan Temel elini kaldırır: "Sünnet ettirelim..! "

 

Amerikalılar Yeni Bir Uçak Geliştirmişler.. :)


Amerikalılar yeni bir uçak geliştirirler ve bu uçağı denemek için
Arabistan'a götürürler.

 Bir Arap pilotunu uçağa bindirirler ve uçak havalanır. Arap pilotu uçağı
 Kullanırken 4 motordan biri patlar.

 Göstergelerde "Don't panic. This is American technology" yazısı görülür.

 Pilot rahatlar. Daha sonra bir motor daha patlar ve göstergede aynı yazı
 görülür.

 Biraz sonra iki motor aynı anda patlar ve hiç motor kalmayınca Arap pilot
 panikler.

 Tam bu esnada göstergelerde "Don't panic. This is American technology"
 yazısı görülür ve uçak kendi kendine rahat bir şekilde yere iner.

 Araplar şaşırır ve kendileri de böyle bir uçak yapmaya karar verirler.

 Yaptıkları uçağı Amerikalılara denetletmek için bir Amerikan pilotunu uçağa
 bindirirler.

 Uçak kalktıktan bir kaç dakika sonra bir motor patlar.

 Göstergelerde "Don't panic. This is Arabic technology" yazısı görülür.

 Bir kaç dakika sonra ikinci motorun patlamasıyla aynı yazı göstergede bir
 kez daha görünür. Durumu gören pilot:

 -"Ulan bizim uçağın aynısını taklit etmişler. Ne taklitçi adam yav bunlar"
 dedikten sonra kalan 2 motor da patlayynca uçağın kendiliğinden yere
 ineceğini düşünürken; göstergede su yazıyı görür:

 "Don't panic. This is Arabic technology. Please repeat after me; Eshedu
 enla ilahe illallah, ve eshedu..."


 

GARDROPTA BİR FARE!!

Temel  ile Dursun İngiltere'ye gitmişler.

Oteldeki odalarına yerleşmek için dolabı açınca ne gösünler??

Gardropta bir fare!!


- Ula Temel, demiş Dursun...Bu fareyi  şindik resepsiyona bildurmek lazimdur ki, celup çaresine baksunlar...
 
- Nasıl yapacauz??
 
- Sen İncilizce Fare nasin denir biliymisun ?
 
- Haçan pen pilmem!!! Sen piliymisun ?
 
- Cık....ama pulacaum bi caresinu!!!
 
Temel  telefona  sarılmış
 
- yu resepsiyon?
 
- Yes sir, how can I help you??
 
-Du yu nov Tom end Ceri???
 
-Yes  of course!!?
 
-Ceri is hiyır!!!


BURDAN DUYULMUYOR

Papaz, iki metre ilerisinde duran zangoça sormuş:
 -Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?
Zangoç ta derin bir sessizlik...
lyice köpürmüş Papaz:
 -Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun?
 -Hayır, buradan hiçbir şey duyulmuyor efendim!
Olacak şey mi! iki adım öteden beni duymuyorsun..."" Zangoç bıyık atından gülmüş; ""isterseniz yer değiştirelim, anlarsınız..."" Yer değiştirmişler.
Bu kez Zangoç seslenmiş:
 -Kilise için toplanan yardımları kim iç ediyor?
Papaz kendi kendine söylenmiş:
 "Hakikaten yahu! Buradan hiçbir şey duyulmuyor".

 

AKILLI SARIŞIN

Delikanlı uçakta, güzel bir sarışının yanına düşmüş. Hemen sarkmış sarışına; 'Yan yana otururken muhabbet edilirse seyahat çok kısa sürer, hadi konuşalım ' demiş.
Sarışın okuduğu kitabı yavaşça kapatarak; 'Ne üzerine konuşmak istersin' demiş.
Delikanlı 'Valla bilmem ki...Mesela nükleer enerjiye ne dersin?'
Sarışın; 'Enteresan bir konu, olabilir,ama önce sana bir soru sorayım... At inek ve geyik aynı şeyi yerler...yani ot... Ama çıkartırlarken geyik küçük parçalar halinde, ineklappadanak parçalar halinde, at da pişmaniye toplarıgibi çıkartır. Neden olduğunu biliyor musun?'
Delikanlı ; 'Valla en ufak bir fikrim yok' demiş.
Bunun uzerine sarışın; 'Henüz bi b..tan bile anlamazken nükleer enerjiyi nasıl tartışabileceğini zannediyorsun?

 

YASAK

Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. "Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi" demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere "Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar" dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da "Denize girmek yasak! " dedim.

 

 Anneye Hediye


Üç Yahudi genç kardeş kendi işlerini kurup zengin birer adam olmuşlar ve yaşgününde annelerine aldıkları hediyeleri birbirine anlatarak böbürlenmişler.
Birincisi demiş ki:
-"Ben anneme kocaman bir ev aldim"
İkincisi:
-"Ben bir mercedes aldım ve bir de şoför tuttum"
Üçüncüsü:
-"Benim hediyem hepinizden güzel. Annemin Tevratı okumayı ne kadar çok sevdiğini ve artık gözleri iyi görmediği için okuyamadığını biliyorsunuz.
Ona bütün Tevratı ezbere bilen büyük kahverengi bir papağan gönderdim.
Onu eğitmek için 12 haham 12 yıl boyunca uğraşmış. Bu papağan için havraya 20 yıl boyunca her yıl 1 milyon dolar bağışlayacağım ama buna değer.
Annem sadece bölümün adını söyleyecek ve papağan ona ezbere okuyacak.
Kısa bir süre sonra anneleri üçünede birer teşekkür mektubu yazdırmış:

Birinciye:
"Milton, bu ev çok büyük. Bana birtek odası yetiyor ama hepsini temizlemek zorunda kalıyorum"

İkinciye:
"Marvin, yolculuk etmek için çok yaşlıyım, arabayı hiç kullanmıyorum ve şoför çok kaba"

Üçüncüye:
"Canım Melvin'im, annesini mutlu etmeyi bilen tek evladım sensin.
Tavuk çok lezzetliydi, teşekkür ederim.

 

Kadın Zekası

Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur.

Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp:
-"Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir
işarettir" der.


Müthis¸ heyecanlanan adam: "Evet, galiba haklısın" diye cevap verir şaşkınlıkla.

-"Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız" diye devam eden kadın, şarap şişesini adama uzatır.

Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri
uzatır.

Bunun üstüne adam sorar:
-"Sen içmeyecek misin?" Kadın cevap verir:

- "Hayır ben polisi bekleyeceğim"

 

 FATURA

Ev telefonu faturası hayli yüksek gelince ev halkı toplanmış;
Baba : 'Yahu bu korkunç bir fatura. Ben bu telefonu asla kullanmıyorum hep çalıştığım şirketteki telefonu kullanıyorum.'
Anne: 'Aynen ben de Akşama kadar çalıştığım bankada elimin altında telefon Ne yapayım bunu.'
Oglan: 'Vallahi ben de Şirketimin bana verdiği cep telefonu ile bütün görüşmelerimi yapıyorum.'
Kız: 'E benim de Şirket hattım var. Ev telefonunu hiç kullanmam ki..'
Herkes aniden evdeki hizmetçiye döner ve cevap arar gözle bakarlar...
Hizmetçi: 'Eee... Problem ne o zaman? Sanırım hepimiz iş telefonlarını kullanıyoruz :))

 

 KIRMIZI IŞIK

Rize'de kırmzı ışıkta geçen kadına polis seslenir
-Bayan nereye?
Kadın cevap verir
-Eltime cideyurum, kocamda biliyii... Sanane

  

 KAYBOLDUM

Sıcak bir havada balonuyla dolaşan bir adam kaybolduğunu fark etti. Biraz alçaldı ve aşağıda bir kadın gördü. Biraz daha alçalarak seslendi: “Affedersiniz, bana yardım edebilir misiniz? Bir arkadaşıma kendisiyle bir saat önce buluşma sözü verdim ama nerede olduğumu bilmiyorum.”
 
Aşağıdaki kadın kendinden emin bir tavırla cevap verdi: “Yerden yaklaşık 10 metre yukarıda asılı duran bir sıcak hava balonundasınız. 40-41 kuzey enlemleri ve 59-60 batı boylamları arasındasınız.”

“Siz mühendis misiniz?” diye sordu balondaki adam.
“Aynen öyle,” dedi kadın. “Nereden bildiniz?”
“Şey,” dedi adam, “bana söylediğiniz her şey teknik açıdan doğru ama bu sunduğunuz bilgiden ne anlam çıkaracağını hala bilmiyorum ve hala kaybolmuş durumdayım. Açıkçası, şu ana kadar hiçte yardımcı olmadınız.”
“Siz de yönetici olmalısınız,” dedi kadın.
“Öyle,” dedi adam, “siz nereden bildiniz?”
“Şey”, dedi kadın, “nerede olduğunuzu veya nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Bol miktarda sıcak hava sayesinde bulunduğunuz yere yükselmişsiniz. Nasıl tutacağınızı bilmediğiniz bir söz vermişsiniz ve sizden aşağıda olan insanların sorunlarınızı çözmesini bekliyorsunuz. Gerçek şu ki hala benimle karşılaşmadan önceki yerdesiniz ama her nasılsa, her şey benim hatam oldu!”
 

 

 Eşeğin Direnci


Köylü Ahmet eşeğini satmaya karar vermiş.Kıymeti taş çatlasa 50  lira eden eşek için pazarlık payı da ekleyerek 100 lira fiyat koymuş. Komşu köyden acilen eşeğe ihtiyacı olan Mehmet ağa 100 ödeyip eşeği pazarlıksız satın almış. Köylü Ahmet eşeğini satmasına satmış ama aksam da gözüne bir türlü uyku girmemiş . Düşünüp durmuş yatağın içinde ... " Mehmet ağa 50 liralık eşeğe niye 100 lira verdi?"!!!!! diye. İçi rahat etmeyince ertesi gün eşeğini geri almaya karar vermiş. Pazara gitmiş Mehmet ağayı bulmaya bir de ne görsün essek 200 liradan satışa çıkarılmış...Bir kere içi rahat etmemiş geri alacak eşeğini...200 lira ödeyip geri almış eşeğini (pazarlıksız.) Aynı olay bu defa Mehmet ağa’nın başına gelmiş, o da uyuyamamış bir türlü "allah allaaaa Ahmet niye 100 liraya sattığı eşeği 200 liraya geri aldı var bu işin içinde bir iş..." diye...O da ertesi gün eşeği geri almaya karar vermiş. 400 lira vererek geri almış eşeği...Bu alışveriş her gün fiyat arta arta devam etmiş. Bir kaç gün sonra pazara bir başka köyden Hüseyin gelmiş. Hüseyin pazardaki kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün ; "al,al,al, sat, sat, sat" bağrışmaları arasında bir yaşlı eşek ve bu eşeğin tam 1.000 TL satış fiyatı... Yanındakine sormuş, "Hemşerim, nedir bu yaaaa bu yaşlı eşek 1.000 lira eder mi yahu?" Adam hemen yanıtlamış;"Valla grafikler ortada, bu eşeğin fiyatı bir haftada 50 liradan başladı, 950 liraya geldi. Söyle bir teknik analizine bakarsan görürsün. Eşeğin fiyatı 1.000 TL direncini bir kırarsa, 1.500 liraya kadar yolu var."

SARIŞIN

Barda o meşhur taburelerin birinde oturan kör adam, birden barmene dönüp bağırır:
- Hey! Bir sarışın fıkrası duymak ister misin?
Şen şakrak olan barmen birden susar.Ortamın sessizliğini kör adamın yanındaki  bozar ve fısıltıyla karışık dürter :
- Fıkrayı anlatmadan önce bilmen gereken bir şey var beyim!!. Öncelikle barmen sarışın, fedaisi de sarışın, üstelik ben de 1.95 boyunda, 200 kg ağırlığında, karatede kara kuşaklı bir sarışınım. Bununla birlikte yanımda oturan da 2.02 boyunda, 225 kilo ağırlığında sarışın da bir halterci. Senin sağındaki arkadaş ise 2.20 boyunda, 300 kg ağırlığında sarışın bir güreşçi. Bu konuda hala ciddi misin?.Bu fıkrayı yine de anlatmak istiyor musun, bayım?
Kör adam:
- Off!! Hayır!! En az beş kez açıklamak zorunda değilim ki!! Aaaa?!!


FORD MİNİBÜS


Adamın birisi şehirlerarası yolcu taşımacılığında kullanmak üzere Ford minibüs satın alır. İlk sefere çıkacağı gün çok heyecanlıdır. Yolcuları tepelemeye doldurur ve yola çıkar. Fakat minibüsü öyle hızlı kullanmaktadır ki minibüsün en arka koltuğunda oturan 60 yaşlarında bir ihtiyar amca şoföre :
- "Yavrum biraz yavaş gitsene kaza yapacaksın." deyince şoför heyecanla,
- "Beybaba, sen Ford minibüsü bilir misin" der.
İhtiyar adam :
- "Hayır, bilmiyorum" deyince şoför.
— "O zaman, otur yerine bir daha işime karışma" der.
Neyse seyahat bu şekilde devam eder. İleride keskin bir virajdan 120 Km hızla dönünce uçuruma yuvarlanmaktan son anda kurtulurlar. Bu arada minibüsteki yolculardan orta sıralarda oturmakta olan orta yaşlı bir kadın:
— "şoför Bey, rica ederim yavaş git,evde çoluk çocuğumuz bekliyor" deyince.
Şoför kadına:
- "abla sen Ford minibüsü bilir misin?" deyince
Kadın.
- "Hayır, nereden bileyim" der.
Şoför bunun üzerine.
- "O zaman sus, bana müdahale etme" der.
Yola devam ederler. Artık minibüs öyle süratli gitmektedir ki herkesin yüreği ağzında şoförün insafa gelmesini bekler. Şoförün sağında oturan adam dayanamayıp:
- "şoför bey, yavaş gitsene canına mı susadın" deyince
Şoför:
— "Abi sen Ford minibüsü bilir misin?" deyince,
Adam:
— "evet, ulan biliyorum!” der.
Bunun üzerine şoför heyecan içerisinde:
- "iyi o zaman çabuk söyle abi freni nerde bunun ?”


KARA BULUTLAR

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu :
-Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü , yutkundu, birşey diyemedi.Onun yanında oturan küçük kız çocuğu parmak kaldırarak şu cevabı verdi :
-Kirli sulardan olur öğretmenim!..



MÜEBBET HAPİS


Zamanın en büyük Mafya babası Çok ağır bir suçtan yargılanmaktadır ve idamı istenmektedir. Jüri üyelerinin içinde Temel de vardır. Mafyanın adamları mahkemeden önce Temeli bir kenara çekerler ve şöyle derler:

-"Temel ne yap et Babanın idam kararını müebbet'e çevir yoksa bu senin sonun olur" derler!!!

Temel'in içine korku düşmüştür:

-"Acep ne yapsam da bu adamı kurtarsam" diye düşünür. Dava başlar günlerce devam eder ve nihayet Jüri üyeleri karar vermek üzere odalarına geçerler. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra jüri geri gelir ve kararını okur:

-"Müebbet hapis" derler. Bunu duyan Babanın adamları ne yapacaklarını şaşırırlar doğru Temel'e gidip:

-"Afferim sana Temel şimdi gözümüze girdin" derler. -"Ehh be Temel iyi güzel de bu işi nasıl başardın?" diye sorarlar. Temel:

-"Sormayın bre uşaklar" der. -"Millet Beraat Beraat diye tutturdu Müebbete çevirene kadar aklan karayı seçtim" der.

TRAJEDİ

ilkokulun birini ziyaret eden başkan bush, dördüncü sınıflardan birine girer. sınıf, kelimeler ve anlamları üzerine bir tartışmanın tam ortasındadır. öğretmen, başkan'dan trajedi kelimesi için sınıfı yönetmesini rica eder. küçük bir erkek çocuğu ayağa kalkarak "eğer yan tarafta oturan en iyi arkadaşım sokakta oynarken bir araba onu çiğner geçerse bu bir trajedi olurdu" der. "hayır" der bush, "bu bir kaza olurdu". küçük bir kız elini kaldırır: "eğer 50 çocuğu taşıyan bir okul otobüsü uçuruma yuvarlanıp herkes ölürse bu bir trajedi olurdu." "üzgünüm" diye açıklar başkan, "biz buna büyük bir kayıp derdik." sınıfı bir sessizlik kaplar. başka gönüllü çocuk kalmamıştır. başkan bush sınıfa bakar " bana trajedi için örnek verecek başkası yok mu acaba?" en sonunda sınıfın arkalarında oturan küçük bir erkek çocuğu elini kaldırır. yavaşça "bay ve bayan bush'u taşıyan amerikan havayollarına ait bir uçak, usame bin ladin gibi bir terörist tarafından füze ile uçurularak tuz buz edilirse bu bir trajedi olurdu" der.
"harika" der bush "doğru. peki bunun neden bir trajedi olacağını bana açıklayabil


DURSUN/TEMEL/FADİME
  
Karadeniz'in bir ilçesinde boş arazide bir çukur varmış. Bu çukura yanlışlıkla çok kişi düşüyor ve yaralanıyormuş.
Çözüm aramışlar..
Fadime demiş ki:
"Bir ambulans kiralayalım ve çukura yakın bir yerde beklesin, düşen olunca hemen hastaneye götürsün."
Dursun itiraz etmiş:
"Bu ambulans hastaneye ulaşamadan Allah göstermesin kötü bir şey olur... En iyisi biz bu çukurun yanına bir hastane yapalım."
Bir köşede konuşmaları dinleyen Temel dayanamamış:
"Arkadaşlar, sizin gibiler yüzünden bu Karadenizlilerin adı çıkıyor. Kafanızı çalıştırın biraz. Buraya bir ambulans getirmek ya da hastane yaptırmak çok pahalıya mal olur. En iyisi biz bu çukuru kapatalım. Hastanenin hemen yanına bir çukur açalım."

 

 Stajyer Öğretmen

Genç bayan bir gün öğretmen olarak staja başlar. Yeni görevinde çok heveslidir. Bir gün teneffüs sırasında bütün çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanının sonunda kenarda durduğunu görür. Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek üzere yanına yaklaşır ve çocuğa bir sorununun olup olmadığını sorar. Çocuk herhangi bir sorununun olmadığını söyleyince uzaklaşır. Bir sure sonra genç kadın çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür. İçi rahat etmeyen genç öğretmen tekrar çocuğa yaklaşarak, “Senin arkadaşın olmamı ister misin ?” diye sorar. Çocuk pek hevesli olmamakla birlikte “tamam” der.
İlerleme kaydettiğini düşünen genç öğretmen “Bütün çocuklar topun peşinde koşturup oynarlarken sen neden burada duruyorsun?” diye sorar. Afallayan küçük çocuk hayretler içerisinde cevap verir : “Çünkü ben kaleciyim öğretmenim”

 Hee..

Erzurum'a bilgisayarın daha yeni yeni gelmeye başladığı zamanlara
ait bir anıyı Erzurum Kültür Kurumu İlköğretim Okulu'ndan Mansır
Bey anlatıyor...

Bir işyerine bilgisayar ve stok programı satılır. Teknik servis elemanı
bilgisayarı işyerine kurduktan sonra stok programının kullanımı ile ilgili bilgi verir ve ayrılır.

Aradan bir iki saat geçer, işyerinden telefon:
"Kardeşim sizin anlattıgınız kimi yapirem fegat program düzgün çalışmiir."

Teknik servis elemanı sorar:
"Nasıl yapıyorsunuz?"

"Senin anlattıgın kimi."

"Hata ne?"

"Yazdıgım bilgiler kaydetmeme ragmen saklanmiir."

"İşlem basamaklarını tek tek anlatır mısınız?."

"Tamam" diyor ve başlıyor anlatmaya...

"Programı açirem. Malın adı bölümüne adını, adedi bölümüne adedini, birim fiyatını vb. yazirem. Hepsini yazdıhtan sonra senin anlattıgın kimi kayıt bölümüne basirem. Ekrana bir yazı geliir:
Kaydetmek ister misiniz?
E / H
yazısı çıkir. Ben de diyirem Hee..."

 

 İyi Geceler

Bak şinci ben sana iyi geceler diyivecem nolcek ya gecen iyi mi geccek alt üstü uyuvercen gari...
E datlı rüyalar deyiversem ben didim die rüyan datlı mı oluvercek ya...
E hadi optm yazıvirdim ya ole yazdım die hissedivercen mi bea...
E Kib deiversem gari ben dedim die gece gece kendine dikkat mi edicin.
E bosver gari ozaman en eysi yativer sen...

 

3 Arkadaş


Adanalı Cemal, Kayserili Kemal ve Temel bu üç arkadaş Boğaz Köprüsü’nde tamir yapıyorlarmış ve karıları da bunlara yemeleri için
bir şeyler hazırlıyormuş. Ama hep aynı şeyler. Kayserili yemek torbasını açıyor pastırmalı ekmek. Adanalı açıyor köfte ekmek.
Temel açıyor ekmek arası hamsi. Bu hep böyle devam ediyormuş. Neyse günlerden bir gün bunların canına tak etmiş ve demişler
yine aynı şeyleri hazırladılarsa kendimizi köprüden atalım. Adanalı bakmış ekmeğe köfteli hop aşağıya atlamış, Kayserilininki de
pastırmalı, oda atlamış aşağı. Temel bakmış hamsili, o da dayanamamış ve atlamış. Bunların evlerinde de ağıt yakılıyormuş.
Adanalının karısı:
- “Vah zavallı kocacığım köfte ekmeği ne çok severdi hep kendi ellerimle hazırlardım. ”
Kayserili:
- “Vah zavallı kocacığım pastırmalı ekmeği ne çok severdi hep kendi ellerimle hazırlardım. ”
Karadenizli ise
- “Vah zavallı kocacığım hamsi+ekmeği ne çok severdi her sabah kalkıp kendi hazırlardı. ”

 

 Tahlil

Temel hastaneye gider. Girişte birinin ağladığını görür.
 Yaklaşır ve sorar: 
  "Hayrola hemşerim? Neden ağlıyorsun?"
  Adam:
  "Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler." der
 demez bu sefer de Temel hüngür hüngür ağlamaya baslar. Ne
 oldugunu anlayamayan adam Temel'e sorar:
  "Hayırdır hemşerim. Sen niye ağlamaya basladın şimdi?"
 Temel cevap verir:
  "Ben idrar tahlili yaptırmaya geldim."

 Organizasyon Harika

Temel parmağını camla kesmiş…..
Telaşla, sağlık merkezlerinden birine gitmiş…..
İçeri girince, malum iki kapı çıkmış karşısına: Birinde  HASTALIKLAR diğerinde YARALANMALAR yazıyormuş…
Durumuna uyan YARALANMALAR kapısından içeri girmiş…
Önünde yine iki kapı belirmiş: Birinde KANAMALI diğerinde KANAMASIZ yazıyor..KANAMALI kapıdan girince iki kapı daha: HAYATİ ÖNEMDE OLAN ve HAYATİ ÖNEMDE OLMIYAN..
Hayati önemde olmayan yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş…
Evde sormuşlar:
-Temel sana iyi baktılar mı?
-valla hiç bakmadılar ama organizasyon harika………….

 

 Uzun Evliliğin Sırrı

RİZE de"uzun evliliğin sırrı"
 konulu seminerde konuşan 50 yıllık evli
 Temel  diyor ki:
 - Eşime hep iyi davrandım, onu hep memnun ettim, en
 önemlisi 25.
 yıldönümümüzde onu Amerika'ya götürdüm...
 - Peki 50.  yıldönümünde ne yapacaksın?
 - Gidip geri getireceğim.

 

Tokat şivesi ile KPSS sorusu

"Ayşaynan gardaşı Sülüman, goca bir ileane su doldurup oynuycadı. 1.musluk ileağni 3 dakkada 2.musluk ileanı 5 dakkada doldurur. Bunlar oynayak diy musluğun birini açıp ötekini gapatırsa ileğaan kaç dakka da dolar??"

A-Eccük sona dolar
B-10-15 dakkaya dolar
C-ilean daşar
D-ilean hiç dolmaz
E-Anaları suyunan oynaman adı batasıcalar diyip ikisini de zopa çalar.İleanida devürür...
?:)) ;)) ;))

 

 Yalan Dedektörü

Bi adam yalan dedektörü almış.
Akşam yemeğinde denemek istemiş.
Oğluna bugün nerdeydin demiş.
Oğlu da "okuldaydım" diyince dedektör ötmüş.
... Sonra oğlu itiraf etmiş, okuldan kaçıp maça gittik.. demiş
Babası da kızmış, oğluna
"ben senin yaşındayken maç nedir bilmezdim bile" demiş.
Dedektör yine ötmüş. :)
Bunu duyan anne gülmüş ve
"al işte senin oğlun" demiş.
Dedektör yine ötmüş :)

 

MUSEVİ İLE  KAYSERİLİ

Kayserilinin biri, siyah, iri, sütyen almak icin girmiş musevinin dükkanına...

Paranın kokusunu alan musevi, elinde çok az kaldığını söyleyerek
tanesini 40 EURO'dan vermiş.

Kayserili, 6 tane alıp, birkaç gün sonra tekrar dönmüş,
bu sefer 2 düzine istemiş...

Bu sefer musevi tanesini 50 EURO'dan satmış.

Aradan 1 ay geçmiş, gittikçe mal bulamayacağını sanan kayseri'li,
kalan tüm malı 60 EURO'dan kapatmış.

Sonunda musevi merak edip, bu kadar sutyeni ne yaptığını sormuş ona!

Kayserili cevap vermiş:

Vallah ben ortadan ikiye kesiyor, minik takkeler yapıyor, sonra da bunları musevilere
tanesi 100 EURO'dan satıyorum!..

 

100 Dolar

 Amerika'da yaşayan bir çocuğun 100 dolara ihtiyaci olur. Bu 100 dolara
sahip olabilmek için günlerce gecelerce dua eder. Sonunda Tanrı'ya
mektup yazmaya karar verir.
 

Amerikan Posta İdaresi,üstünde yazılı adres olarak sadece

'TANRI,  ABD' olan mektubu Bay Başkan'a vermeye karar verir.
Başkan mektubu alınca cok hoslanır, cok duygulanır, fakat 100 dolar
yerine 5 dolar koyar. 5 doların küçük bir çocuk için yeterli
olacağını düşünür

Çocuk gerçekten de 5 dolara sahip olmakla tatmin olur ve Tanrı'ya
teşekkür mektubu yazmaya koyulur:

-'Sevgili Tanrım, parayı yolladığın için teşekkürler. Ama mektubu
Beyaz Saray üzerinden yollamışsın ve tabii her zamanki gibi oradaki
ib.. de 95 dolarını kesip silah almış olmalı. Bana 5 dolar ulaştı.
Yine de teşekkürler'...

  

 Temel ve Bıçağı

Eşraftan birisi bir gün, Trabzon'a gitmiş.
Bir meyhanede oranın yerlisi bir adamla  kafa demlemeye başlamışlar.
Bir ara, Karadenizli'nin belinde kabzası havalı, elde oyulmuş bıçağını
görmesin mi?
-Bıçağına bayıldım, demiş adama masaya bir 50 lik banknot basarak,
aldım gitti!
-Pen piçaumi vermem!!! demiş Karadenizli....
-Al, sana 100 o zaman!! diye vurmuş 100 lük banknotu masaya!!
-Vermem! demiş kararlı bir şekilde Karadenizli!
-Oooo amma uzattın ha, demiş bizimki. Bak bu son teklifim! Al sana 300
TL. daha da param kalmadı!!!
-Haçan sen anlamiymisun, vermeyeceğum dedum piçağumi!!!
Adam takmış bi kere bıçağa!! Çıkarmış bileğindeki  Rolex saati..
-Bak arkadaş, bu var ya bu?? hayatında göremeyeceğin kadar para eder!!
bak son teklifim, veriyon mu bıçağı???
-Haçan arkadaşum, ne istersen iste, piçagumi isteme penden!!!
-Sen ne kaçırdığının fakında değilsin galiba!!  Bak, bu saat, var ya,
som altındır, kadranı sedef, düğmesi de yakut!!
-Haydaa, sen penu anlamaysun kaliba, vermeyceum daaaa!!! ..Hele
bak....diyelum ki aldum saatinu, verdum piçagimuuu ...yarin celdum
kahveye haburda bir kahve içeceum...Kalkti pirisu dedu baa"-Ananu
belleyeyum! Ne diyeceum pen ona,

-Altiyi çeyrek geçi !!!

 

 Tanrı Kaybolmuş

Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Sürekli ana babalarına şikayet geliyor mahalleliden. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşler. Ana babası usanıp bu durumu kilisenin papazına anlatırlar ve yardım isterler. Papaz "gönderin çocukları konuşayım" der. Çocukları gönderirler. Papaz önce büyük oğlanı çağırır: - "Söyle bakalım evladım, Tanrı nerede?" Cocuk susar. Papaz tekrar sorar: - "Evladım söylesene Tanrımız nerede?" Çocuk susmaya devam eder. Papaz ısrarla sormaya devam eder, cocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz, "konuşsana be cocuk nerede Tanrı?" der.. Çocuk aniden fırlar, kiliseden koşarak kaçıyorken seslenir kardeşine "kaçalım çabuk!". Eve giderler, odalarına çıkıp kapıyı iyice kapatırlar, küçük oğlan sorar büyüğüne "neden kaçıyoruz?" Büyük yanıtlar: - "İşte şimdi hapı yuttuk, Tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!"

 

 Bilim Adamları

Geçen sene 100 metre derinliğe kadar kazdıktan sonra, Rus bilim adamlari 1000 yıllık bakır tel artıkları buldular ve bundan, atalarının bin yıl önce bir telefon ağına sahip oldukları sonucuna vardılar. Onlardan aşağı kalmamak için, takip eden haftalarda Amerikalı bilim adamları 200 metre derinliğe kadar kazdılar ve gazeteler şu manşetle çıktı: "Amerikan bilim adamları 2000 yıllık optik kablo artıkları buldular ve atalarının, Ruslarinkinden bin yıl önce yüksek teknoloji ürünü dijital telefonları olduğu sonucuna vardılar". Bir hafta sonra Türk ajansları şu sürmanşeti verdi: "500 metreye kadar yapılan çalışmalarda Türk bilim adamları kesinlikle hiç bir şey bulamadılar. Bunun üzerine atalarının 5000 yıl önce cep telefonu kullandikları sonucuna vardılar".

 

Ciddiyeti Anladım

Musevi ailesinin en büyük derdi 10 yaşlarındaki çocuklarının matematikten sürekli sıfır getirmesiymiş. Sıkıştırmışlar olmamış, ders aldırmışlar olmamış. Son çare, bir Katolik okuluna kaydettirmişler. Çocuk bir süre sonra matematik notunu düzeltmiş, sürekli 10 getirmeye başlamış. Peki ne oldu da bu çocuk böyle birden değişti diye sormuşlar? Çocuk ısrarlı sorulara önce yanıt vermek istememiş. Sonunda bir gün gerçeği itiraf etmiş:
- Okula girdiğim ilk gün adamın birini "artı" işareti üzerine çivilediklerini gördüm. O zaman bu işin ciddiyetini anladım.

 

ÜNLÜ KARİKATÜRLER

Biraz eğlenmek ve güzel gülümseyişler için 

hemen tıklayın.

YÖNETİCİYE MESAJ

Mail göndermek için tıklayın.